BIST 100 95.394 % -0,13
USD/TRY 5,7697 % 0,02
EUR/TRY 6,3971 % -0,04
Piyasalar
95.394
% -0,13
5,7697
% 0,02
6,3971
% -0,04
1,1082
% 0,01
16,18
0,00
1.497,85
% -0,01
59,92
% -0,63
En son haberlerden haberin olsun istemez misin?

Enerji sektöründe dijital çağ

Enerji sektöründeki teknoloji trendleri ne yöne evriliyor?

Enerji sektöründe dijital çağ
ONUR DEMİR* 23 01 2018, 10:08

Önümüzdeki yıllarda dijital teknolojilerin dünyada ki enerji sistemlerini birbirine daha da bağlanmış, güvenilir, zeki ve sürdürülebilir hale getireceği öngörülüyor.

1970’lerden beri zaten şebeke yönetim ve operasyonlarında döneminin iddialı teknolojilerini kullana gelen enerji sektörü bu sayede birçok sektör için yeni bir dönem sayılabilecek ‘Dijital Çağ’a hazırlıksız yakalanmıyor diyebiliriz.

Hızla büyüyen datalar, geçen 5 yılda 3’e katlayan internet trafiği, artan mobilite ve bağlantı imkânlarıyla, yeniden şekillenen enerji sektörleriyle karşı karşıya kalmaya hazır olmalıyız. Öyle ki artık enerji arz ve talepleri arasında alışılagelen o geleneksel ayrımların azaldığı, üretim ve tüketimlerin yepyeni modellerle yapıldığı bir dönemin kapılarını açıyor bize dijitalleşme.

Peki nedir bu yeni trendler?

Uluslararası Enerji Ajansı (UEA)’nın 2017 raporuna göre; Petrol ve gaz sektöründe dijital teknolojilerin en fazla kullanıldığı ve etkili olduğu segment (aynı zamanda en kazançlı kısmı da sayılan)arama ve üretim (A&U) kısaca “upstream”.  Bilindiği üzere upstream endüstri gerek kara gerekse okyanuslarda gerçekleştirilen sismik etütlerden elde edilen devasa veri setlerini işleyen, yani keşif rezervuarlarının etkin yöntemlerle geliştirilmesi için ihtiyaç duyduğu krokileri çizebilen teknolojiler kullanmakta.

Tek başına bu işlem için bile dünyanın en güçlü bilgisayarlarına gereksinim duyulan bu sektörde ayrıca uzaktan yönetilebilen gerçek-zamanlı, dinamik yönlendirilebilen matkap uçları ve kuyu başlarının yerlerini belirlemede kullanılan sofistike sensörler kullanılan diğer teknolojilere örnek olarak verilebilir.

Yakın gelecekte öncelikli olarak mevcut dijital aplikasyonların rafine edilmesi ve geliştirilmesi bekleniyor. Özellikle karmaşık ve yapılandırılmamış sismik dataları çok daha hızlı işleyecek işletim algoritmaları üzerinde çalışılmakta. Bu algoritmaların yeni petrol/gaz yatakları bulmaya, geliştirme planları yapmaya ve arama portföyü seçeneklerinin sıralamasında upstream operatörlerine hızlı karar verme ve nihayetinde kapital kaybını önleme konularında yardımcı olması bekleniyor.

İlaveten, rezervuarlardan maksimum üretim sağlamak için kullanılan minyatür ve fiber sensörlerin aynı zamanda verimlilik ve emisyon yoğunluğu gibi çevresel performans ölçümleri yapmak için kullanılmaları da gündemde. Yine otomatize edilmiş sondaj kulelerinin ve robotların özellikle denizaltı altyapıları teftiş ve gerektiğinde tamir etmesi, benzer şekilde son dönemin popüler drone’larının da boru hatlarını, insansız offshore tesislerini ve erişimi güç gaz meşalelerinin denetlenmesinde kullanılmasını beklemeliyiz önümüzde ki zamanlarda. 

Belki de en önemli yenilik uzun vadede güç petrol ve kaya gazı gibi konvansiyonel olmayan kaynakların A&U’in de kullanılmaya başlanacak olan yapay zeka (AI). Böylece zaten üretimi zor ve riskli olan bu enerji türlerinin daha kaynağındayken kuyu performanslarını analiz eden, düşük performanslı olanların sorunlarını gideren, ve binlerce kuyu için en optimal üretim davranışını bulabilmek için minimum teknisyen/mühendis istihdamıyla görevlerin gerektiğinde robotlara pas edildiği bir dünyadan bahsediyoruz.

Üretim sonrası rafinaj, depolama ve dağıtım faaliyetlerini kapsayan ‘downstream’ segmentin de ise petrol ve gaz sektörü için dijitalleşmenin sunduğu seçenekler upstream’a göre daha kısıtlı. Şuanda en sıcak gündem maddesi ise perakendeciliğin müşterilere uyarlanması… 

Yani insanların petrol istasyonlarına gittiği değil araç tanklarında kalan yakıt bilgilerinin lokalistasyonlara otomatik dijital verilerle iletilmesiyle istasyonların kullanıcılarına yağına gidip dolum gerçekleştirdiği bir sisteme geciş.   Elektrik sektöründe ise, maliyetlerinin eskiye oranla fazlasıyla düşmesiyle sensörler ve destekleyici yazılımlar sektörün olmazsa olmazları haline gelmiş durumda.

Kullanım ağı oldukça geniş olan dijitalleşmenin “veri” ve “analitik” gibi en önemli bileşenleri güç sistemlerinin yapı ve operasyonlarına uygulandığında özellikle elektrik üretiminde maliyetleri düşüren, teknik performansı ve rekabet gücünü artırıcı etkileri vardır.  Örneğin, güç sektöründe kullanılan varlık/donanımların durum ve performansı hakkında biriktirilen ve sonrasında çeşitli yazılım platformlarında işlenen dijital veriler (ve analitikler) işletme sahibi veya operatör gibi sektör paydaşlarına sistemde oluşması muhtemel baskılara ve problemlere karşı gerçek zamanlı aksiyon alabilme imkânı sunar. Bu da hem verimliliğin yükselmesi hem de masrafların azalması anlamına geliyor.

Benzer şekilde elektrik üretiminde kullanılan binlerce dijital sensör gerek santralı oluşturan parçaların durumu hakkında gerek girdi akışları (örn: su, yakıt, hava, soğutucu) ve gerekse elektrik veya emisyon çıktı akışları ile ilgili eş zamanlı bilgiler sağlamalarıyla ünlü. Dijitalizasyonun sektöre kattığı diğer olumlu etkilere bakmak gerekirse: 

  • UEA verilerine göre 2016-2040 arasında yukarıda bahsi geçen dijital yöntem ve önlemlerin kullanılmasıyla elde edilecek tasarruf yılda 80 milyar dolar
  • 2016’da 300 milyar dolar olarak kayıtlara geçen operasyon ve bakım maliyetlerinde 2040’a kadar yüzde 5’lik azalma sağlayarak sirketlerden dolayısıyla abonelerden çıkması beklenen 20 milyar doların her yıl cepte kalması
  • Daha iyi proje tasarımlarına olanak vermesiyle şebeke kayıplarının ve nihayetinde karbondioksit (CO2) salınımının azalması kısaca verimliliğin artması
  • Planlanmamış kesintilerin azalması
  • Santral ve şebekelerin operasyonel ömürlerinin uzaması yani yaklaşık 1,3 trilyon dolarlık yatırıma 2016-2040 arasında ihtiyaç kalmaması

Fakat her sektör gibi elektrikte de dijitalleşmenin önünde çesitli engeller var. Bunlardan en önemliside özellikle regüle piyasalarda fiziksel altyapıya yapılan yatırımların desteklenirken, dijital teknolojilere yapılan yatırımların teşvik paketleri dışında bırakılması. Benzer şekilde veri toplama konusunda gerek santral sahiplerinin gerekse operatorlerin ticari gizlilik sebebiyle verilerini topla(t)mak ve paylaşmak istememesi dijitalleşmenin önündeki bir diğer bariyer olarak gösterilebilir. UEA’nin bunun için önerdiği çözüm yolu ise bu piyasalardaki düzenleyici kurumların ticari sırları korumak şartıyla kamuoyu aydınlatma yükümleri koyması. 

Kömür sektörüne gelecek olursak, gelecek yıllarda belki de dijitalizasyon etkisinin en az hissedileceği sektör desek yanlış olmaz. Çin ve Hindistan gibi kömürün hala önemli enerji kaynaklarından biri sayıldığı ülkeler başta olmak üzere,tedarik zincirinin her halkasında üretim ve bakım maliyetlerini azaltırken isçi güvenliğini artırmaya yönelik dijital teknolojiler ziyadesiyle kullanılmakta. Birkaç örnek vermek gerekirse: yarı/tam otomatik sistemler, robotik ve uzaktan madencilik, otomasyonlar, maden modelleme ve simülasyonları, küresel konumlama sistemi (GPS) ve coğrafi bilgi sistemi (GIS)gibi.

İlerleyen zamanlarda, bilhassa düşük maliyetli sensör ve bilgisayar destekli simülasyonların yaygınlaşmasıyla ideal operasyon koşullarından sapmaların tespit edilebilir, değerlendirilebilir ve en önemlisi düzeltilebilir hale gelmesi umuluyor. Buda madencilikten etkilenen yüzey toprak miktarının en aza indirgenmesinin sağlanacağı anlamına gelir. Benzer şekilde iyi bir çevre kontrolü için gürültü ve toz’un gerçek-zamanlı olarak izlenebileceği ve işlenen verilerle yüksek emisyon seviyelerinin nerede ve neden oluştuğunun anlaşılabilmesi ve önlene bilmesi umuluyor.  

Fakat özellikle hava kalitesi ve iklim değişiklikleri üzerinde yarattığı etki baz alındığında sektör otoriteleri, kömüre karsı takınılan tavrın sektör tamamen dijitalleşse bile değişmeyeceğine dolayısıyla finansman kaynaklarının da o yöne umulduğu kadar akmayacağına işaret ediyor. Yine dijitalleşmenin istihdamla ters orantılı olduğuna dair oluşan kamuoyunu da teknolojik dönüşümün önündeki engeller arasında saysak yanlış olmaz.

*Yükseklisans eğitimini 2006 yılında Yeditepe Üniversitesi’nde tamamlayan Onur Demir, Türkiye doğalgaz sektörü ve Avrupa Birliği kapsamındaki liberalleşme sürecini konu alan doktora çalışmasını Cambridge’de tamamlamıştır. Akademik çalışmalarının yanı sıra 2010 yılından itibaren direktörü olduğu OED Marketing & Consultancy Services şirketinde Güney Asya ülkeleri başta olmak üzere çeşitli şirketlere danışmanlık hizmeti vermektedir.

** Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve BusinessHT'nin editöryel politikasını yansıtmayabilir. Ayrıca burada yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değil, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Bu nedenle, sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yukarı

Business HT×