BIST 100 97.149 % 1,84
USD/TRY 5,7558 % -0,22
EUR/TRY 6,4188 % 0,30
Piyasalar
97.149
% 1,84
5,7558
% -0,22
6,4188
% 0,30
1,1142
% 0,55
16,18
0,00
1.526,96
% 1,93
59,34
% -0,97
En son haberlerden haberin olsun istemez misin?

Çatı üstü solarda başarı çeşitli şartlara bağlı

Türkiye güneş enerjisinde 3.000 MW olarak belirledigi 2019 yılı kurulu güç kapasite hedefini 2023 yılı sonuna kadar 5.000 MW’a çıkarmaya kararlı

Çatı üstü solarda başarı çeşitli şartlara bağlı
ONUR DEMİR* 15 01 2018, 12:05

Amerika’da pazar büyüklüğü 12 milyar dolar’a ulaşan ve önümüzde ki 5 yıl içerisinde her yıl yüzde 15-20 büyümesi beklenen güneş enerjisi sektörü ülkemizde birincil enerji arzının sadece yüzde 0,6 ’sına karşılık gelmekte.

Türkiye’nin 2016’da 272,56 TWh’a ulaşan elektrik üretiminde kömür yüzde 33’le aslan payını alırken onu yüzde 32,2 ile doğalgaz, 24,7 ile hidrolik ve yüzde 5,7 ile rüzgar takip etti.

80 milyona yakın nüfusuyla Türkiye, enerji arz güvenliği gibi stratejik bir konunun ekonomik kalkınma için darboğaz oluşturmaması adına aday ülke konumunda olduğu Avrupa Birliği’nin yürürlüğe koyduğu mevzuat ve direktifleri yakından takip ediyor. 

Avrupa Komisyonu’nun 2009 yılı Yenilenebilir Kaynaklardan Elde Edilen Enerji Kullanımının Teşviki Hakkındaki Direktif’i çerçevesinde hazırlatılan Ulusal Yenilenebilir Enerji Eylem Planı’nda (UYEEP) Türkiye2023 yılına kadar elektrik enerjisi talebinin en az yüzde 30’unu yenilenebilir enerjiden karşılama hedefi koymuştur. Ulaştırma sektörü için ise bu oran yüzde 10.

Güzel haber şu ki, ülkemiz günlük ortalama 7,5 saat güneşlenme süresiyle Avrupa’nın en güneşli ülkelerinden biri ve elektrik üretiminde kullanabileceği güneş enerjisi teknik potansiyeli yaklaşık 190 TWh/yıl. Ve yine Türkiye’de her gerçek ve tüzel kişi, kurulu güç kapasitesi 1 MW’dan küçükbir yenilenebilir enerji tesisini lisans almadan kurabilir. Perakende satış lisansı sahibi dağıtım şirketleri de bu tesislerde üretilen fazla elektriği ABD$ bazında belirlenen sabit fiyat garantili (SFG) tarifeler üzerinden satın almakla yükümlüdür.

Halihazırda, $13,3 cent/kWh olarak belirlenmiş olan SFG tarifesi (ki projeye yapılacak yerli ekipman katkısıyla bu 20 cent’lere çıkabilir) ülkemizde güneş enerjisine verilen en önemli teşviklerdendir. Bunu tercih etmeyecek yatırımcılar için diğer doğrudan satış kanalları ise serbest elektrik piyasası ve gün öncesi piyasası olarak sıralanabilir. Bu bağlam da solar enerji için yapılan birincil ve ikincil mevzuat iyileştirmeleriyle yerli ve yabancı yatırımcı ilgisinin bu sektöre çekilmesi önemli ölçüde başarılmıştır denebilir.

2000 yılından beri yüzde 70 büyüyen ve nihai enerji tüketiminden aldığı 33.274 Mtep’lik payla neredeyse sanayi sektörü ile yarışır konuma gelen bina sektörü Türkiye’nin yakın markaja aldığı bir sektör. Gerek yenilenebilir enerji gerekse kojenerasyon sistemlerinin kullanımının yaygınlaştırılması içinde 2018 itibariyle doğrudan veya dolaylı teşvik mekanizmalarına hız verilecek bir alan olarak karşımıza çıkıyor.

2017 TÜİK istatistiklerine göre Türkiye’de 7,9 milyonu konut nitelikli olmak üzere 9,1 milyon adet bina bulunmakta ve her yıl bina stoğumuza 100.000’den fazla bina eklenmektedir. ÇATIDER verilerine göre ise endüstriyel ve bireysel çatı potansiyelimiz sırasıyla 350 milyon m2 ve 3.5 milyar m2. Bu rakamlar her ne kadar yurtdışı kıyaslamalarında görece küçük kalsa da bize Türkiye çatı üstü solar uygulamalarının henüz faydalanılmamış devasa boyutu hakkında fikir vermekte.

Solar termal’de dünyada zaten ilk 5’de olan Türkiye, çatı üstü solar uygulamalarına aşina olmayan bir ülkede değil ayrıca.Öyleki, en büyük endüstriyel çatı uygulamalarımızdan ikisi Şişecam ve Tosçelik çatılarında 6.5 MWve 9.9 MW olarak hayata geçirilmiş durumda. Yine dünyanın en büyük ‘solar car park’ uygulamalarından biri olan 10MW’lik Ankapark açık otoparkı, inşaası devam eden güneş enerjisi projelerimizden bir diğeridir.

Unutulmamalı ki, güneş enerjisinin devamlılığı gelişmekte olan depolama teknolojileri ile yakından ilgili, ve güneş enerjisi teknolojileri diğer enerji üretim modelleri ile kıyaslandığında hem sayıca hemde nitelik bakımından toplam istihdam içerisindeki işgücünü artıran bir yapıya sahip.

Bu kapsamda 3. Havalimanıiçin Powerwall üniteleriyle bir elektrik depolama tesisi kurma teklifini hali hazırda ülkemize iletmiş olan Teslaönderliğinde bilhassa bireysel solar çatı uygulamaları ve batarya kullanımının tabana yayılması içinyapılacak işbirlikleribu sektörde hızla yol almamızı sağlayacaktır.

Solar çatıların yararlarına gelecek olursak, bu sistemlerin yaygınlaşmasıyla öncelikle üretilecek olan elektrik yerinde kullanılacağı için iletim ve dağıtım süreçlerinde kaybedilen enerjinin sistemde kalması ve dağıtım şirketleri üzerinde baskı oluşturan gün içi puant taleplerin hafiflemesi beklenebilir. Benzer şekilde şebeke hatlarına her yıl yapılan milyarlarca liralık yatırımın cebimizde kalacak olması, ve uzun vade de güvenilir temiz bir enerji kaynağının sisteme entegresyonundan sağlanacak sosyo-ekonomik faydalar da çabası.

PV teknolojisinde meydana gelen gelişmeler, bugün dünyanın birçok noktasında PV modülden üretilen direkt doğrudan elektrik maliyetini €0,02/kWh’lara indirmiş durumdadır. Fakat maliyetleri artıran asıl problem yeni ve akıllı teknolojilerle güncellenmeye ihtiyacı olan, ve hala merkezi üretim noktalarına bağımlı olarak hizmet veren şebeke sistemleridir.

Bu sebeple UYEEP Türkiye’ye orta vadede PV teknolojisini finansal olarak teşvik etmek yerine lisanslı üretim tesisleri için 600 MW olarak belirlenen bağlantı kapasitesi düzeyinin artırılmasını önermektedir. TEİAŞ’ın rüzgar ve güneş enerjisinin şebekeye geniş çaplı entegrasyonunu kontrol edeceği, izleyeceği ve yöneteceği bir teknoloji güncellemesi yapması da ayrıca gerekmektedir.

Ülkemizde şebeke ölçekli güneş enerjisi projelerin deyüksek lisans ücretleri de dikkat çekicidir. Bu yüzden 600 bin dolar seviyelerinde seyreden ortalama katkı payının Türkiye’deki güneş enerjisinin seviyelendirilmiş maliyetini $70 - $198/MWh arasında artırması beklenmektedir. Katkı payının ortadan kalktığı bir senaryo da bile Avrupa’daki güneş enerjisi maliyetleri arasında üst sıralarda kalmaya devam edecek olmamızın sebebi ise maliyetli borç finansmanları ve düşük getiri oranları olarak özetlenebilir[1].

Çatı üstü projeleri ise 50 kW’den küçük olmaları ve doğrudan perakende elektrik fiyatları ile rekabet edecek olmaları sebebiyle farklı bir kategoride değerlendirilebilir.  Bu çerçevede, mevzuatsal eksikliklerin giderilmesini takiben EPDK ve dağıtım şirketlerinin çesitli finansal modeller üzerinde çalışarak çatı üstü solar kullanımının yaygınlaştırılmasını sağlamaları gerekmekte. Amerika’da ki enerji şirketleriyle Elon Musk’ın 10 yıla yayılan ödeme planlarıyla solar artı batarya olarak hazırlayıp abonelere sunduğu enerji paketleri bu anlamda bize kılavuzluk edebilir.

Başlıkta da bahsettiğimiz gibi çatı üstü solarda başarı bizim için hayal değil fakat bu, sektörün gelişimine engel olan bazı faktörler giderilmedikçe bu zor görünüyor. Özetlemek gerekirse:

  • İdari işlem adımların koordinasyonuna yönelik tek durak ofis uygulamasının olmaması ve uzun işlem süreleri
  • Başvuruların işleme konulma ve sonuçlandırılmasına ilişkin süre kısıtlarının önceden belirlenmemiş olması
  • Başvuru evrak, onay ve geçici kabul süreçlerinde ki yüksek harçlar
  • Binaların solar çatı uygulamaları için teknik uygunluğunu belirleyen standart bir dökümanın olmaması
  • Lisanslı projelerde olduğu gibi şebekeye elektrik satmanın ve aynı SFG tarifelere tabi olmanın önünü açacak bir teşvik mekanizmasının eksikliği ve
  • KDV ve yıllık mahsuplaşmaların yapılamıyor olması  bu faktörlerden sadece bir kaçı olarak sıralanabilir.

Dolayısıyla, her ne kadar Türkiye’nin yenilenebilir enerji hedeflerine 2023’den önceulaşması mümkün görünse de, solar çatı üstü solar uygulamalarda yolu geriden takip ettiğimiz doğrudur. Fakat hepimizin malumu olan Türkiye’deki klasik öğrenme eğrisi burada da geçerlidir ve sektörün dinamikleri Türk halkının dinamizmi ile birleştiğinde çatı üstü solarda üst sıralara tırmanmamız işten bile değil diyebiliriz.

[1]Zorlu Enerji, Güneş Enerjisinin Bugünü ve Yarini: Türkiye İçin Çikarimlar, 2016.

 

*Yükseklisans eğitimini 2006 yılında Yeditepe Üniversitesi’nde tamamlayan Onur Demir, Türkiye doğalgaz sektörü ve Avrupa Birliği kapsamındaki liberalleşme sürecini konu alan doktora çalışmasını Cambridge’de tamamlamıştır. Akademik çalışmalarının yanı sıra 2010 yılından itibaren direktörü olduğu OED Marketing & Consultancy Services şirketinde Güney Asya ülkeleri başta olmak üzere çeşitli şirketlere danışmanlık hizmeti vermektedir.

** Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve BusinessHT'nin editöryel politikasını yansıtmayabilir. Ayrıca burada yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değil, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Bu nedenle, sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir.

Yukarı

Business HT×