BIST 100 93.493 % 0,21
USD/TRY 5,3620 % 0,25
EUR/TRY 6,0837 % 0,18
Piyasalar
93.500
% 0,22
5,3619
% 0,25
6,0842
% 0,17
1,1339
% 0,06
19,96
0,00
1.214,98
% 0,13
67,27
% 0,98
En son haberlerden haberin olsun istemez misin?

Türkiye büyümesini arıyor-5

"Türkiye Büyüme Modelini Arıyor" söyleşi dizisinin konuğu Prof. Dr. Naci Mocan oldu

'2,5 kilo altında doğan çocuklar ve büyüme'
SELÇUK OKTAY 15 09 2015, 14:28

Büyüme ya da ekonomik gelişmişlik analizinde hava kirliliğinin ya da yeni doğan bebeklerin kaç kilo olduğunun ne kadar önemi var? Louisiana Eyalet Üniversitesi Ekonomi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Naci Mocan büyüme ile ilgili söyleşimizde bu gibi sosyal göstergelere atıflar yaparak konuyu analiz etti. 

Ulusal Ekonomik Araştırmalar Bürosu (NBER), Çalışma Ekonomisi Enstitüsü ve TÜSİAD-Koç Üniversitesi Ekonomik Araştırma Forumu üyesi olan Mocan, ekonomik büyümeden çok insan refahına önem verilmesi gerektiğini belirtiyor.

Kendi araştırmalarından doğan bulgularla desteklediği analizinde Mocan, Türkiye'nin önce birey bazında, sonra da toplumsal olarak devlete yaklaşımını değiştirmesi gerektiğini, bu durumun ekonomik gelişmişlik için önemli olduğunu belirtiyor. 

Türkiye'nin büyümesini ve insani gelişmişliğini artırmak için nasıl bir model gerekiyor?

Teknolojiler üretime girdikçe, teknolojilerin hangi işçileri piyasanın dışında tutacağı sektörüne göre değişim gösterir. Ülkenin o anda bulunduğu teknoloji ve üretim yapısı bu değişimlerin nasıl olacağını, hangi tür istihdamın nasıl etkileneceğini belirler. Başka deyişle her büyüme yüksek teknoloji gerektirmez. Emeğin ucuz olduğu bir ülkedeyseniz emek yoğun sektörlere odaklanmanız gerekir. 

İşsizlik tek hane diyoruz ama ülkede 1 milyona yakın iş bulamayacağını düşündüğü için piyasaya girmeyen, iş aramayan insan var. Dolayısıyla işsizlik rakamı ciddi bir kriter olarak algılanmamalı. Ki bunlar resmi rakamlar, bunun daha yüksek olmasını bekleyebilirsiniz.

Türkiye'de insanları üretken, devletten yardım istemeye çalışmayan bireyler haline getirmek gerekiyor. Ülkede devlet olgusu çok büyük bir problem. 

Bu zihniyet aşılmadı mı Türkiye'de? Görece olarak Türkiye'nin liberalleştiğine yönelik tezler var.

Hayır, aşılmadı. Devletin ne olduğu bile bilinmiyor. İnsanlar devleti ulvi, sonsuz kaynağı olan iyi kalpli bir baba sanıyor. Vatandaşlar da iyi ve kötü evlatlar olarak algılanıyor. Çoğu insan devletten yardım istiyor, bu kaynakları nereden geldiğini sorgulamıyor. Mantalite 50 sene önce neyse o. Devlet denen yapının insanların oylarıyla seçtiği elemanlar ve o elemanların atadığı kişilerden oluşan bir yapı olduğunu unutmamak gerekiyor. Türkiye'de devlete yönelik algı o kadar kötü ki yolsuzluk oluyor, fakat yolsuzluğu yapanlar iş yaptıkları için mazur görülebiliyor. Devlete yönelik mantalite değişmedikten sonra bu sorunları çözmek gerçekten çok zor. İş bulamayanlar devletten iş bekliyor ya da devletten yardım istiyor. 

Sistemde bu tip transferler size göre hiç mi olmamalı?

Olmamalı demiyorum olabilir. Şöyle açıklayayım. Örneğin belli sektörlere teşvik veriliyor. Başka deyişle devlet yardımı. Örneğin A sektörüne teşvikte bulundunuz, B sektörüne ise yapmadınız. Türkiye'de devletin neden B değil de A sektörüne teşvik verdiği çok az konuşulur. Teşvik demek halkın vergisini alıp belli sektörlere vermek demek. Bu teşvikler verilirken gerekçeleri açıklanabilir. Teşvik edilen sektörün yaratacağı istihdam ve ödeyeceği vergi ile teşviğin karşılığının alabileceği söylenebilir. Kısaca teşvik konusunun bir mantığı olmalıdır. Bu gibi transferler sıfıra inmez. Örneğin Türkiye'deki eğitim kalitesinin artırılması için yatırımlar yapılması gerekiyor. Ama o yatırımların getirisi özel sektör için yüksek değilse orada birtakım teşvikler gelebilir. 

Söyleşinin ilk bölümünde kurumlara dikkat çektiniz. Kurumların geliştirilmesi nasıl sağlanabilir?

Kurumların bağımsızlığının ekonomik gelişmeye etkisi olduğunu gösteren bir literatür var. Tabii burada komplike bir durum söz konusu. Bir ülkenin kurumlarını çok kaliteli hale getirmeniz o ülkenin otomatik olarak gelişeceği anlamına gelmez.Çünkü kurumların bağımsızlığı ve kalitesi o ülkenin kültürü ile ilgili.

Merkez Bankası'nı ele alalım. Ekonomik çalışmalar gösterdi ki merkez bankaları bağımsız olmalı. Merkez bankası bağımsız olduğu zaman ekonomik gerçekler değerlendirilerek karar verilir ve o kararlar kısa vadede o günkü hükümeti rahatsız edebilir. Merkez bankası etki altındaysa hükümetin kısa vadeli planları çerçevesinde davranır, fakat bu kararlar uzun vadede ekonominin aleyhine olabilir. Merkez bankasının bağımsızlığı kanunla olur, banka yöneticilerini uzun vadede atarsınız, siyasi otoriteye karşı koruma verirsiniz. Mahkemeler için de aynı şey söz konusu. Bir ülkede hukukun bağımsız olmaması, çürümeye başlaması insanların ahlakını etkiliyor. Bununla ilgili bir çalışma yapıyorum. #pagebreak#

Bu yaptığım çalışmada Avrupa'da yaşayanlara "Hakkınız olmadığı halde bir sigorta şirketinden yanlış beyanla para talep ettiniz mi?" gibi sorular soruldu. Bu sorulara verilen cevaplardan şu ortaya çıktı: Yargı sisteminin problemli olduğu ülkelerde insanların bu tip davranışlara yöneldiği görülüyor. İnsanlar kendi problemlerini çözecek yargı sisteminin adaletine inanmıyorsa, günü kurtarmak için ahlak dışı çözümlere başvuruyor ve toplumda ahlaki bir çözülme başlıyor.

Dolayısıyla kurumların bağımsızlığını kanunlarla koruma altına almak önemli. 

Fakat kanunların da Türkiye'de çoğu zaman delindiği görüldü. Bu bir çözüm olabilir mi?

Tabii burada siyasetçilerin baskısı söz konusu. Dolayısıyla kanunların uygulanmasında siyasiler engeller çıkarıyorsa burada bir problem ortaya çıkıyor. Peki bu nasıl çözülecek? Başka yerden siyasetçi mi ithal edeceğiz? Bu konuyu çözmenin bir yolu alttan değişim. Türkiye'de insanlar her şeyi başkasından bekliyor. Bunun karşısında son zamanlarda sivil toplum örgütlerinin artışı ile alttan bir hareket söz konusu. Böyle hareketleri başlatmak lazım. İnsanların birey olmanın anlamını çözmeleri gerekiyor. Artık, "Başkası sorunları çözsün, ben de ondan fayda sağlayayım" düşüncesinin değiştirilmesi gerekiyor.

Dünyanın en önemli üretim gücü Çin'de büyüme yavaşladığında dünya da bundan etkileniyor. Büyüme ne kadar küresel ve önemli bir olgu? 

Çin büyüme hırsıyla yoğun bir üretim yapıyor. Bu üretimi insanları çok düşük maaşlarla çalıştırarak yapıyorlar. İnsanlar Çin'de hava kirliliği dolayısıyla kanserden ölüyor. Çin bir neslini kaybetmiş durumda şu anda. Çin'in hava kirliliği açısından o kadar problemli yerleri var ki. Şimdi ben de dahil olmak üzere ekonomistler hava kirliliği ve büyüme ilişkisini araştırıyor. Aynı yaştaki, benzer özelliklere sahip iki hamile anneyi karşılaştırıyorsunuz. Bunlardan bir tanesi hamileliği süresince hava kirliliğine maruz kalmış, diğer ise kalmamış. Hava kirliliğine maruz kalan annenin bebeği daha düşük kiloyla doğuyor. Bu bebeğin doğumdaki sağlığının göstergesi. 

Bu ne ifade ediyor?

Başka bir grup iktisatçı da şunu iddia etti: 2,5 kilo altında doğan bebekler 20 sene sonra iş piyasasına girdiklerinde daha az maaş alıyorlar. Çünkü okulda aldıkları sonuçlar kötü geliyor, kısaca kafaları çalışmıyor. Hava kirliliğine maruz kalırsanız beyin fonksiyonu azalıyor. Hava kirliliği arttıkça, yaratıcılık düşüyor. Dolayısıyla bu durum ekonomik bir probleme dönüşüyor. Çevreyi kirlettiğinizde bu durum size ekonomik problem olarak dönüyor. Tabii bu sorunlar lüks olarak değerlendirilebilir. "Bu kadar işsiz varken biz kafayı bunlara mı takacağız?" denebilir. Çin bunlara takılmadı, dünyayı yakalamak için birkaç neslini feda etti. Kısaca ekonomik ve sosyal sorunları bir platformda ele almak gerekiyor. 

Özellikle gelişmekte olan ülkeler için büyümenin git gide sınırlandığı bir döneme giriyoruz. Dolayısıyla bu söyledikleriniz ışığında acaba Türkiye büyümeyi mi hedeflemeli yoksa tüm sorunları çözebilecek toptan bir modele mi öncelik vermeli?

Türkiye'yi dünyanın 12. büyük ekonomisi yapma hedefi abuk subuk bir hedeftir. Bunun altını kalın bir şekilde çizmek gerekiyor. Hindistan bizden büyük bir ekonomi ama orada refah mı var? Öncelikle insanların refahını düşünmemiz gerekiyor. Büyümek lafını bir kenara bakalım.

İnsan refahını nasıl ölçmek gerekiyor?

Gelir bunun önemli bir parçası. Kişi başına geliri nasıl yükseltebiliriz sorusunu sormalı. Oradan da insanların üretkenliğini ve eğitimini nasıl artırabiliriz sorusu önem kazanıyor. Bir de insanları nasıl mutlu edebiliriz üzerine düşünmek gerekiyor. Büyüyeceğiz diye Çin gibi insanları kara dumanlar içerisinde bırakmamak gerekiyor. Bunun içinde fikir hürriyeti de var, kurumların ve mahkemelerin bağımsızlığı da.

SÖYLEŞİ DİZİSİNİN ÖNCEKİ BÖLÜMLERİ

Yukarı

Business HT×