BIST 100 92.279 % 0,65
USD/TRY 5,3515 % -0,62
EUR/TRY 6,1038 % -0,43
Piyasalar
92.274
% 0,64
5,3508
% -0,65
6,1012
% -0,46
1,1406
% 0,31
20,91
0,21
1.223,70
% 0,17
63,51
% 1,57
En son haberlerden haberin olsun istemez misin?

İnsanlık yerküreye sığmıyor

"İnsanlık nüfusu artık bu küreye sığamayacak bir hızla ilerliyorken doğal gıda stokları çöküyor. Kaybedecek birşeyi olmayan insan grupları çoğalıyor"

Yüzyılımıza bir de bu gözle bakın
NURİ SEVGEN 22 09 2015, 09:16

İlk kez topluluk önünde utanışım ilkokul 5. sınıfta olmuştur. Sınıf öğretmenimiz Türkiye Cumhuriyeti tarihindeki ilk nüfus sayımının ne zaman olduğunu sormuştu; bilememiştim. Ancak aradan 32 yıl geçtiği halde cevabı asla unutmadım: 28 Ekim 1927 ve 13,6 milyon kişi.

Günümüzden 200 bin yıl önce ortaya çıktığı düşünülen Homo Sapiens adı verilen modern insan nüfusu, dünya üzerinde 1802 yılında ilk kez milyara ulaştı. Bundan 125 yıl sonra yüzde 100 artışla 2 milyar oldu. 1973 yılında ben doğduğumda 4 milyarı geçmişti. Bugün 8 milyara yakın olduğu tahmin ediliyor. Yani ben daha 42 yaşındayım ama tüm insanlık nüfusu benim yaşadığım süre boyunca neredeyse yüzde 100 arttı. Birleşmiş Milletler'in 2002 yılında yaptığı tahminlere göre, insanlık nüfusunun 2020 yılında 8,5 milyar, 2050 yılında ise 12 milyar olması bekleniyor.

Muhteşem yüzyılda (dizide değil, Sultan Süleyman dönemi olan 16. yy’da) dünya nüfusu 500 milyon bile değildi. Günümüzde benzer örneğini gördüğümüz, 350-800 yılları arasında Avrupa’ya yapılan şiddetli insan göçü “kavimler göçü” olarak adlandırılır. Bu göç sırasında dünya nüfusunun 300 milyonu bile bulamamış olduğu tahmin ediliyor. Hatta milattan önce 3000’lerde Sümerler zamanında dünyadaki insan nüfusunun 20 milyonu bile bulmadığı düşünülüyor. 

Nüfusumuz inanılmaz hızla artarken, bu hızlı artışın olduğu yerküremizin büyüklüğü yaklaşık 510 milyon kilometre kare. Bunun yaklaşık yüzde 70’i su olduğundan ve insanlar hala karada yaşamak zorunda olan biyolojik yapıda olduklarından, yaşamaya müsait toplam alan sadece 149 milyon kilometre kare civarında.

Gelin biraz matematik yapalım: Yaklaşık 8 milyar olan insanlığın mevcut nüfusunu 149 milyon kilometre kareye bölersek kişi başı 20 kilometre kareden az alan kalır. Bu sayı bundan yaklaşık 200 yıl önce 1 milyar nüfus olduğunda 149 milyon kilometre kareye bir insan şekildeydi. Daha basit anlatmak gerekirse; 149 milyon kilometre kare bir dairede bundan 200 yıl kadar önce 1 kişi yaşarken bugün 8 kişi yaşamak durumunda.

İktisat eğitimi alanlar çok net hatırlayacaklardır; ilk final sınavlarında en sık sorulan soru iktisadın tanımıydı. “İktisat bilimi; mevcut kaynakların sınırlı, insan ihtiyaçlarının ise sınırsız olması sebebiyle doğmuştur.” Bilim adamları (sadece İsviçreli bilim adamları değil, diğerleri de) yerkürenin 4 milyar civarında bir nüfus için yeterli kaynakları sunabildiğini, üzerindeki bir nüfusun kaynak kıtlığına ve paylaşım sorunlarına neden olabileceğini yazıp çiziyorlar. 

Şimdi bu durumun geçmişte yarattıklarına bir bakalım ve gelecekte bizleri nelerin beklediğini anlamaya çalışalım: Devletler ve o devleti yönetenler normal şartlarda canları sıkıldı diye diğer devletler ile bir savaşa girmezler. Bir savaş varsa ardında muhakkak bir paylaşım sorunu vardır. Güçlü olan ya da olduğunu sanan, diğerinin üzerine giderek bu paylaşım sorununu kendi lehine çözmeye çalışır. Bazen çözülür ama bazen de insanlık tarihi kadar eski olan ama hala çözülememiş sorunları bize miras bırakır. Ancak temelde her savaşın ardında bir paylaşım isteğinin olduğudur. #pagebreak#

Bu bilgi ışığında sorarım sizlere; nüfusun bu kadar hızlı artışına rağmen kaynaklar sınırlı bir artış içerisindeyse, kaynak sıkıntısı çeken ve bu kaynağa ulaşmakta zorlanan devletler neler yapar?

Bu soruya ilişkin 2. Dünya savaşından sonra kurulan diğer organizasyonlar gibi dünyanın zengin güçlerinin o zamanki adı GATT (General Agreement on Tariffs and Trade-Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşması) ve sonrasında 1995’te kurulan Dünya Ticaret Örgütü’yle (World Trade Organization, WTO) yapmaya çalıştığı bu paylaşım kaynaklı sorunları engellemek.

Zira dünyada arzı kısıtlı kaynakların yüzde 80’ine sahip nüfus yüzde 20 iken, dünya nüfusunun yüzde 80’i bu arzı kısıtlı kaynakların sadece yüzde 20’sine sahip. Yukarıda adını zikrettiğim organizasyonlar, bu adaletsiz yapı tıpkı 1. ve 2. dünya savaşlarındaki gibi kaybedecek bir şeyi olmayan devletlerin kaynak ihtiyacı için başka bir devlete savaş açmasını önlemek için kuruldu. 

Böylece; geçmişte bilindik şekliyle sömürgecilik kalktı ama yerine belirli bölgelerde seçilen güçlere destek verilerek kendilerine yandaş devletler ile zenginler için kalkan ülkeler oluşturuldu. Çok derine girecek yerim ve sizlerin de okuyacak sabrı olmadığından hereketle bu duruma G-7 varken G-20 kurulmasını örnek olarak verebilirim. G-20’ye girecek ekonomik büyüklüğü ve potansiyeli olmasına rağmen girememiş ama daha küçük ekonomik büyüklükteki ülkelerin G-20 üyesi olmasını açıklayan sebep.

Büyük felaket olarak da adlandırılan 2. Dünya Savaşı bitmeye yakın ve savaş sonrasında GATT gibi diğer organizayonlar ile dünya küresel bir kontrol altına alınma süreci içerisine girmiştir. Çünkü kaynakları kontrol edenler, bu kaynaklara hükmedemeyenleri kontrol etmezse sorunun nasıl bir felakete varabileceğine idrak olarak yeni bir küresel düzen kurma çabası içerisine girdi. Birleşmiş Milletler, Bretton Woods, IMF, Dünya Bankası gibi organizasyonların amacı da bu düzeni kurmak ve bozmaya kalkanı ibreti alem için dar ağacında sallandırmak. 

Sistem yeniden tıkanmaya başladı. Parasal sistem tarih boyunca olmadığı büyük bir risk altında. Birleşmiş Milletler daimi temsilcilerinin karar alamaması, kontrolsüz savaşlar ve kıtlık yeni bir kavimler göçünü başlatmış durumda. Orta Asya’dan atalarımız da benzer sebeplerle göçmemişler miydi? İnsanlık nüfusu artık bu küreye sığamayacak bir hızla ilerliyorken doğal gıda stokları çöküyor. Kaybedecek birşeyi olmayan insan grupları çoğalıyor.

Özetle; dünyayı zor zamanlar bekliyor. Önümüzdeki dönemde ya 2. Dünya Savaşı sonrası kurulan organizasyonlar mevcut durumu görerek yeniden yapılanacak, ya da Niccolò Machiavelli’nin felsefesi artık kanun olacak. Zira Makyavelizm adı verilen felsefenin yaratıcısı olan Niccolò Machiavelli der ki: “Bir alana sıkıştırılmış ve sürekli artan nüfus bir süre sonra ya büyük bir salgın hastalıkla ya da kaynakları paylaşmak için kendi aralarında kırılırlar." 


* Doktorasını Marmara Üniversitesi Bankacılık Bölümü'nden alan Dr. Nuri Sevgen, 2015'ten bu yana Yatırım Finansman Menkul Değerler'de İşlem Aracılığı Müdürlüğü yapmaktadır.

** Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve BusinessHT'nin editöryel politikasını yansıtmayabilir. Ayrıca burada yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değil, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Bu nedenle, sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir.

Yukarı

Business HT×