BIST 100 93.297 % 0,00
USD/TRY 5,3823 % 0,61
EUR/TRY 6,1051 % 0,51
Piyasalar
93.297
% 0,00
5,3823
% 0,61
6,1051
% 0,51
1,1336
% 0,03
19,96
0,00
1.214,45
% 0,09
67,05
% 0,65
En son haberlerden haberin olsun istemez misin?

Başbakan Yıldırım: Devlet sözleşmeleri artık TL ile yapılacak

Başbakan Binali Yıldırım, TRT Haber'de gündeme ilişkin çok önemli açıklamalarda bulundu

Başbakan Yıldırım: Devlet sözleşmeleri artık TL ile yapılacak
25 11 2016, 00:05

Başbakan Binali Yıldırım, gündeme ve ekonomiye ilişkin TRT Haber'de açıklamalarda bulundu.

İşte Yıldırım'ın açıklamalarından ekonomiyle ilgili satır başları:

Merkez Bankasının, para politikaları bakımından gerekli tedbirleri aldığını ve burada bir sorun bulunmadığını vurgulayan Yıldırım, bugün de kararın açıklandığını hatırlattı. Yıldırım, ayrıca kendilerinin de alacağı tedbirler olduğunun altını çizdi.

Merkez Bankasının faiz kararını nasıl değerlendirildiğine ilişkin de Yıldırım, şu değerlendirmede bulundu:

"Her ülkede, merkez bankası ve hükümet ilişkilerinde sorunlar yaşanır. Bu, bize has bir şey değil. Onun sebebi, ekonomide her şey yolunda olduğunda kimse kimseye bir şey demez ama ekonomik göstergelerde bozulmalar olunca sorumlu aranır. O bağlamda, bu hep gündeme gelir.

Merkez Bankasının bağımlılığı, bağımsızlığı konusu sıkça dile getiriliyor. Onun arkasında da 'Cumhurbaşkanı'mızın, bizim Hükümet olarak da faiz artırmanın sürdürülebilir büyümeye bir katkısının olmadığının, bunların kısa vadeli şoklarda alınacak kararlar olduğunu' söylememizden kaynaklanıyor. Biliyorsunuz, 2001 yılında Merkez Bankasının görevi, sorumluluğu belirlendi ve bir bağımsız yapıya dönüştürüldü. Bu yapı, neyi öngörüyor? Para politikalarını, Merkez Bankası belirleyecek ancak yıllık enflasyon hedefini Hükümet ile beraber kararlaştıracak. Bu sistem, devam ediyor ve belirli sürelerle de Merkez Bankası geliyor ve Hükümet'e faaliyetlerini, ekonominin genel gidişatını, büyüme, faiz, enflasyon, riskler ve alınması gereken tedbirler konusunda sunum yapıyor, bilgi arz ediyor. Dolayısıyla, o bağımsız ben bağımsız. Öyle bir bağımsız anlayış yok. Ekonomi, bir bütün. Parasal politikalarıyla, büyümeyle, cari açığıyla, mali disiplinle, geliriyle, gideriyle, herkes Merkez'i de ilgilendiriyor.

"SERMAYEYE BİR KISITLAMA YOK"

Sermaye kısıtlamasına yönelik konuşmalar bulunduğunun belirtilmesi üzerine Yıldırım, şunları kaydetti:

"Bu alçakça dedikoduları yayıyorlar. Türkiye'de bunları yayıyorlar. Bunların kasıtlı yayıldığını biliyoruz. Bu alçaklığı yapanları da biliyoruz. Böyle bir şey yok.

Türkiye, bırakın devlet, özel sektörü 200 milyar doların üzerinde taahhüde girmiş. Dünyanın her tarafından, Avrupa ağırlıklı olarak sendikasyonlar yapmış proje krediler almış. Devletin bu kadar borcu yok zaten ama özel sektörün borcuna da 'bizi ne kardeşim.' diyecek halimiz yok. Çünkü, fabrika açtılar, üretim yaptılar, istihdam sağladılar. Dolayısıyla, onların sıkışık anlarında da sıkıntılarında da mutlaka biz, yanlarında olmak zorundayız. Onun için bu tedbirleri alıyoruz. Kısacası, bugünler gelip geçecek. "

"PRENSİP OLARAK FAİZLERİN ARTIRILMASINDAN YANA DEĞİLİZ"

Merkez Bankasının faiz artırımının ardından dolarda bir düşüş olduğu ancak Avrupa Parlamentosunun (AP) Türkiye hakkındaki kararı açıklandıktan sonra yeniden bir tırmanış yaşandığının hatırlatılması üzerine Yıldırım, Merkez Bankasının bu hareketlenmeyi AP'nin kararına bağladığını, durumu öyle izah ettiğini belirtti.

Bugün alınan kararın sonuçlarını hemen bugün beklemenin gerçekçi olmayacağını, durumun takip edileceğini anlatan Yıldırım, "Bu araç bir seferliğine kullanıldı artık bundan sonra 1 ay boyunca böyle bir araç yok. Merkez Bankası her aklına estiğinde toplanıp faizle oynayamıyor. Ayda bir toplantı yapıyor, kararını veriyor ama araç bu değil ki zaten. Araçlardan birisi. Demek ki konuştular, düşündüler, taşındılar böyle bir sinyal vermenin doğru olacağına karar verdiler. Prensip olarak faizlerin artırılmasından yana değiliz. Başta Cumhurbaşkanımız ve biz olmak üzere faiz artırmanın ekonominin büyümesine değil küçülmesine, paranın maliyetinin artmasına neden olduğunu biliyoruz. Para maliyeti artınca ne olacak? Para, kredi olarak yatırıma, üretime daha az gidecek ve ülke ekonomisi büyümede yavaşlamaya mecbur kalacak." diye konuştu.

"15 TEMMUZ'UN EKONOMİK MALİYETİ HENÜZ ORTAYA ÇIKMADI"

"Yılın üçüncü çeyreği dediğimiz 3 aylık dilimde Türkiye ekonomisi uzun dönemden sonra ilk kez küçülecek gibi gözüküyor. Eldeki veriler Türkiye ekonomisinin darbenin yaşandığı dönemde küçüldüğüne işaret ediyor. Son 3 ayda bir kıpırdanma olacak ama yine de büyüme Türkiye'nin iddiasını sürdürecek bir perspektife oturmuyor gözüküyor. Darbenin maliyeti ve yansımaları konusunda tespitiniz nedir?" sorusunu Yıldırım, şöyle yanıtladı:

"Bu çok doğru bir tespit. Üçüncü çeyrek büyüme tahminleri bizim düşündüğümüzün çok altında. Tabii bunun yıllık büyümeye de olumsuz katkısı olacak. Beklenen yıllık 3 civarındaki büyüme oranı bizi tatmin edecek bir büyüme oranı değil. Türkiye'nin 4,5'un altındaki bir büyümeyle hedeflerini tutturması zor. Mutlaka 4,5 ve üzerinde olmalı. İdeal olanı 5'in de üzerinde olması lazım ama bu özel bir şey. Biz gerçi beğenmiyoruz bu büyümeyi de dünya ortalamasının da üstünde. O da ayrı bir mesele. Eğer dünya ile yaşıyorsak ona bakınca Avrupa'nın çok üzerinde, dünya ortalamasının da üzerinde. Bizi kesmez. Biz alışmışız, son 14 yıldır ortalama 4,7 büyümüşüz üst üste. Bu büyüme tabii ki bizi mutsuz ediyor. Aslında daha yüksek hedeflemiştik ama 14 yıl içinde üç sefer irili ufaklı kriz yaşadık."

Yıldırım, 15 Temmuz'un ülkeye ekonomik maliyetinin henüz tam ortaya çıkmadığını, darbe girişiminin maliyetinin yıllar sonra anlaşılacağını dile getirdi.

"OLAĞANÜSTÜ HAL İLAN ETMEK ZORUNDA KALDIK"

Darbenin maliyetini anlamak için çok uzağa gitmeye gerek olmadığını vurgulayan Yıldırım, şöyle devam etti:

"1960 darbesi olmuş, 1959'da kişi başı milli gelir 583 dolarmış. Darbe olur olmaz 359 dolara gerilemiş. 1961'de 194 dolara gerilemiş. Üçte ikisi gitmiş. 1980'e gelelim. 1979'da, bin 860 dolar kişi başı milli gelir. 1980'de 'küt' diye bin 518 dolar. 82'de bin 360 dolar, 84'te bin 195 dolar. 1985'te tekrar hafif toparlanıyor, bin 320 dolar. Görüyorsunuz yani bu da darbeden aşağı bir şey değil. Bunun bir hasarı olacak ve yıllara sarih olarak da kendini gösterecek. Onu bilmemiz lazım. Tabii darbenin verdiği maddi ve manevi zararları da ayrıca hesap edersek çok ciddi anlamda ülkemize bir maliyeti oldu. Maliyet ne? Biz olağanüstü hal ilan etmek zorunda kaldık. Biz olağanüstü hali kendimize ilan ettik, iş alemine, normal yaşama bunun bir etkisi yok ama bu algı, maalesef bu alçak örgüt..."

"FETÖ MÜTHİŞ BİR OPERASYON YAPIYOR"

Yıldırım, "Piyasada, '600'ün üzerinde şirket kayyuma devredildi, Türkiye'de sermaye güvenliği yok. Türkiye yatırım yapılabilir bir ülke değil' şeklinde özellikle küresel sermaye bağlantılı değerlendirmeler var. Bu konuda değerlendirmeniz nedir?" sorusuna karşılık, şunları kaydetti:

"Bu kısmen maksadına da ulaştı. Standard and Poor's ilk hamleyi yaptı, onun arkasından Moody's geldi. Moody's'den sonra bu dalgalanma Amerikan seçimleriyle birleşince dalga boyu da büyüdü.

Bu alçak FETÖ, 15 Temmuz'da altın vuruşunu yapamadığı için bu sefer bütün gücüyle 'Türkiye'de acaba ekonomiyi nasıl bozarız, algıyı nasıl bozarız, yabancıyı nasıl ifsat ederiz, onların Türkiye hakkındaki kanaatlerini nasıl değiştiririz' diye müthiş bir operasyon yapıyor. Büyük paralar hem de. Parayı nereden aldılar? Bizim garip gureba, öğretmenden, memur ve esnaftan. Maalesef şimdi bu paraları Türkiye'nin geleceğini olumsuzlaştırmak, itibarını kötüleştirmek için aymaz bir şekilde kullanıyor ve bu konuda her türlü hainliği yapmaktan geri kalmıyorlar."

Sermaye ve özel sektöre mesajının sorulması üzerine Yıldırım, 15 Temmuz'dan sonra ilk günlerde şirket yönetimlerine ilişkin kayyum kararlarını mahkemelerin vermeye başladığını, bazı yanlışların olduğunu, bunu hemen gördüklerini dile getirdi.

"OLAĞANÜSTÜ HAL ALGISI YURT DIŞINDA SATIN ALINMIŞ DURUMDA"

Şirket ortaklarından birinin örgüt mensubu olması nedeniyle bütün şirketin suçlandığını ve şirketin elinin kolunun bağlandığını anlatan Yıldırım, şunları kaydetti:

"Bunu değiştirdik. Bir tane örgüt mensubu ortak varsa bunu ayıralım, şirketi cezalandırmayalım, asıl suçluyu cezalandıralım ve şirket çalışmaya devam etsin. Sonra atanan kayyumlar işlerinin ehli değil, hangi kıstaslara göre atanıyor belli değil. Bunu bir kanun hükmünde kararname ile Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna (TMSF) devrettik. 'TMSF doğal kayyum' dedik. Bütün mahkemeler, TMSF'yi kayyum olarak atayacak. TMSF bu işin ehli. Tasfiye edilecek şirketleri, zor duruma düşmüş şirketleri ihya eden, ihya olmuyorsa ıslah edip elden çıkaran çok derin tecrübesi olan bir kuruluşumuz. Yıllardan beri bunu yapıyor ve ekonomimize de çok şey kazandırdı. Dolayısıyla bu şirketler artık TMSF elinde iflah olur, yaşamaya devam eder. Öyle bir şey ki siz bir şirkete çek vermişiniz, mal vermişiniz 'Vay siz de FETÖ'cüsünüz' diye sizin de yakanıza yapışıyor. Bunları ayıklamaya çalışıyoruz.

Bunlar ilk günlerden kalan şeyler. İlk günlerde bazı bilgi kirlilikleri, yanlış uygulamalar oldu. Bunu kabul ediyoruz ama şunu da görelim, hatalarımızdan öğreniyoruz. Biz de bu süreci daha önce yaşamadık ki. Bir hata görüyor onu düzeltiyoruz, başka bir hata olunca onu da düzeltiyoruz ama duyarsız değiliz. Ne kadar titiz olursak olalım olağanüstü hal algısı yurt dışında satın alınmış durumda. Bunu kabul etmemiz lazım."

"OCAKTAN İTİBAREN DAHA ÖNGÖRÜLEBİLİR BİR HALE GELECEĞİZ"

Merkez Bankası rezervlerinin ne durumda olduğuna yönelik soru üzerine Yıldırım, şunları ifade etti:

"Merkez Bankası rezervleriyle ilgili tabii çok çeşitli dedikodular yapılıyor, 'Rezervler eriyor, yok oluyor' gibi. Bu dalgalanmayla birlikte net rezervlerde bir kayıp yok, bu aynen devam ediyor. Brüt rezervlerde kısmen bir azalma var. Merkez Bankası bu işi çok dikkatli takip ediyor. Çünkü hesabı en kötüye göre yapmak lazım. Bu krizin neresindeyiz, dalgalanmanın neresindeyiz, dalga boyu büyüyecek mi yoksa artık zirvedeyiz, bundan sonra sakinleşecek mi? Bunu tahmin etmek zor. Uzmanlar 'Aralık da böyle geçecek' diyorlar. Ocaktan itibaren daha öngörülebilir bir hale geleceğiz. Biz de bu veriyi esas alıyoruz ve buna göre planlarımızı yapıyoruz."

"YENİ SÖZLEŞMELERİMİZİ TÜRK LİRASIYLA YAPACAĞIZ"

Devletin, yeni sözleşmeleri Türk lirasıyla yapacağını bildiren Yıldırım, bu yönde bir irade ortaya koyacaklarını vurguladı. Bu uygulamanın yabancılar için söz konusu olmadığını belirten Yıldırım, şöyle devam etti:

"Diyelim ki milli paramızla Türk lirasıyla yapacağız sözleşmelerimizi, kamudan vatandaşa olan alışverişlerde. Tercihimiz, beklentimiz odur ki vatandaşlarımız da ticari mukavelelerini milli para üzerinden yapsın. Burada tabii bir mecburiyet olmaz ama AVM'de kiralar var, büyük rezidanslarda, ofislerde niye dolar bazında olsun? Yani bu bir çağrıdır, temennidir, kendi paramıza hak ettiği itibarı önce ulus olarak bizim göstermemiz lazım. Daha sonra başkalarından beklememiz lazım. Türk parasına dönülmesi sadece paramıza değer kazandırmayacak aynı zamanda diyelim ki dövizde dalgalanma sürüyor, ödeyemeyecek. Ödeyemeyince bırakacak, bırakınca boş kalacak. Aslında işin sonunda daha fazla kayıp var."

"YA PROAKTİF YA DA REAKTİF OLURSUNUZ"

Gelişen ekonomide kriz yönetmenin başarısının zaman ekonomisini yönetmekten geçtiğine işaret eden Yıldırım, hükümet olarak bunu önemsediklerini vurguladı.

"Ya proaktif ya da reaktif olursunuz." diyen Yıldırım, "Proaktif demek perşembenin gelişini çarşambadan göreceksiniz, ona göre tedbirinizi alacaksınız. Yahut da iş işten geçiyor, geldi sel vurdu, önüne her şeyi kattı götürdü. Ondan sonra tedbir alıyorsunuz. Bu, reaktif yaklaşım. Bu yaklaşım hasarı büyütür. Buna azami oranda dikkat ediyoruz." görüşünü paylaştı.

Başbakan Yıldırım, "Bundan sonra büyük ihalelerde bu yönde bir yaklaşım mı benimsenecek?" sorusunu ise "Kamu olarak yapacağımız işlerde böyle düşünüyoruz. Bunun istisnaları olabilir. Finansman temininde sıkıntı olabilecek projeler olursa bunun finansmanında bu değerlendirilebilir yani bu istisna tutulabilir ama genel anlamda Türk parasıyla yapılabilecek birçok taahhüt, satış ve hizmet alımı işi var. Dolayısıyla bu konularda genel yaklaşımımız, Türk lirasına yönelik taahhütleri gerçekleştirmek." şeklinde yanıtladı.

"ÖYLE BİR İLLET ÖRGÜTLE KARŞI KARŞIYAYIZ Kİ"

FETÖ ile irtibatı olduğu için kayyuma devredilen şirketlerin, piyasayla iş yapan diğer şirketlere yükümlülüklerini gerçekleştirememesine yönelik sıkıntıların hatırlatılması üzerine Yıldırım, şunları söyledi:

"Tabii o var yani süratle azalıyor ama halen var. Bir durum tespiti yapılıyor. Öyle bir illet örgütle karşı karşıyayız ki, örgüt var ama örgütün tespitinde çok zorlanıyoruz, faaliyetlerinin tespitinde zorlanıyoruz. Çünkü kayıtdışı bir örgüt, şeffaf değil. Yani yan yana duruyorsunuz, adam örgütün ta göbeğinde. Anlamanız kolay değil. Onun için bir zaman kaybı oluyor. Bunu görmeniz lazım ama her gün bir önceki güne göre daha iyi konumdayız. Tecrübe kazandıkça bu konudaki uygulamaları da... Şimdi bu şuna benziyor, sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yer misali 15 Temmuz'u aklımıza getirdikçe 'Aman, bu işi dikkatli yapmamız lazım yoksa bu millet, vatandaş bize daha müsamaha göstermez, bunun hesabını veremeyiz millete' diye bir sorumluluk duygusuyla hareket edince mecburen bazı konularda zaman kaybı oluyor."

"YENİ BİR YÖNETİM SİSTEMİ İHDAS ETMİYORUZ"

Yıldırım, ekonomik gelişmelere işaret edilerek, "Başkanlık gelecek de ne değişecek o zaman, birden bire zenginleşecek miyiz?" sorusu üzerine şunları kaydetti:

"Bir kere belirsizlik, öngörülemezlik ekonominin en büyük düşmanı, yatırımcının da en büyük kaygısıdır. Onun için belirsizliğin ortadan kaldırılması lazım. Sayın Kılıçdaroğlu takıldı, 'rejim değişikliği' deyip duruyor. Padişahlıktan cumhuriyete geçtik, şimdi cumhuriyetle idare ediliyoruz. Rejim değişikliği meselesi yok, 1923'te bitti bu mesele. 1923'ten bugüne kadar yönetim sistemimize baktığımız zaman her ne kadar parlamenter sistemle idare edilmiş olsak da cumhurbaşkanı yakın tarihimizde çok güçlü bir irade olmuştur.

Hatırlayın cumhuriyetin kuruluşundan sonra Atatürk, İnönü, Menderes döneminde cumhurbaşkanı partili, partisi var. Yani bu getirmek istediğimiz yapı aslında yabancı olduğumuz bir şey değil. Yeni bir yönetim sistemi ihdas etmiyoruz. 2007'de tarihi bir hata yapıldı. O da yani alışılmış, bilinen cumhurbaşkanlığı seçimini maalesef ana muhalefet partisi bazı aklıevvel veya çok bilmiş hukukçuların telkiniyle engellemeye çalıştı. Ondan sonra buraya geldik. Millet doğrudan seçti, millet her şeyin ilacı. Yanlışları düzelten hep millet oluyor. İyi ki böyle bir milletimiz var. Hakikaten önünde şapka çıkartılacak, aziz milletin bir evladı, bir ferdi olmaktan hepimiz gurur duyuyoruz."

 

Yukarı

Business HT×