BIST 100 93.979 % 0,86
USD/TRY 5,4004 % -0,69
EUR/TRY 6,1515 % -0,91
Piyasalar
93.977
% 0,86
5,4001
% -0,69
6,1519
% -0,89
1,1386
% -0,23
18,22
0,23
1.289,58
% 0,01
60,45
% -0,31
En son haberlerden haberin olsun istemez misin?

Sosyal demokrasi out, kapitalizm out, şimdi ne yapacağız?

Marksist siyaset bilimci Claus Offe'ye göre, sosyal demokrasinin düşüşü krizi tetikliyor

Sosyal demokrasi out, kapitalizm out, şimdi ne yapacağız?
ÖZGE ÖZDEMİR 27 09 2016, 20:24

Dünya halen kendisini en son sarsan ekonomik krizin yarattığı gelir adaletsizliği, işsizlik ve büyüyememe gibi sorunlarla boğuşuyor. Bu yüzden kapitalizm de son yıllarda hiç olmadığı kadar çok sorgulanıyor. Boğaziçi Üniversitesi’nde bir konuşma gerçekleştirmek için İstanbul’a gelen Frankfurt Okulu’nun önemli temsilcilerinden Claus Offe’ye hem kapitalizmin sistem olarak geçirdiği sarsıntıyı hem de Avrupa’nın bundan nasıl etkilendiğini sorduk. Dünyanın en büyük düşünürlerinden biri olan Jürgen Habermas’ın öğrencisi olan Offe, Berlin’deki Hertie School of Governance’da siyaset sosyolojisi kürsüsünde görev yapıyor. En son “Europe Entrapped” (Avrupa Cenderesi) kitabını yazan Offe’nin demokrasi, kapitalizm ve eşitsizlik üzerine de çalışmaları bulunuyor.

Gelir adaletsizliği zirveye çıkmış ve 2008 krizinin etkileri hala atlatılamamışken kapitalizmin sistem olarak krizde olduğunu düşünüyor musunuz?

Kapitalizm, yatırımcıların istekleri, karlı yatırım ihtiyacı ve insanların taleplerini dengelemede yetersiz kalıyor. Uzun zamandır bu durum “seküler durgunluk” olarak tanımlanıyor. Solcuların gözlemi şu: Büyüme oranları aşağı doğru iniyor, verimlilik eğrisindeki yükseliş yerini inişe bıraktı, iş gücünü ve yatırımı yutan teknolojinin yenilenmesi öngörülmüyor.

Sanayi 4.0 olarak tanımlanan teknoloji ile ilgili yeni gelişmelere, mesela sürücüsüz otomobillere, otobüslere ya da kamyonlara bakarsanız, istihdam ile ilgili büyük negatif etkilerinin olduğunu görürsünüz. Amerikan eyaletlerinde kamyon veya otobüs şoförlüğü en çok rastlanan meslek dalı ve 30 yıl içinde yok olacak. Bunlar çok kasvetli öngörüler. Bu öngörülerin başında da ekonominin durgunlaşması ve büyüme rakamlarının küçülmesi geliyor. İş gücünün geleceği ve gelir adaletsizliği ile ilgili çok büyük sorunlarımız, çok az kazanan, pek fazla kaybeden var. Bunun üstesinden eğitimde ve yüksek eğitimde daha çok yatırım yaparak gelebileceğimize dair elimizde çok az veri var.

Geleneksel işçi sınıfı ya da sendika hareketleri, sosyal demokrat partiler gibi bir siyasi hareketin içine sokulamayacak işgal hareketleri gibi çok sayıda ve kısa süreli inanılmaz sosyal hareket olduğunu da görüyoruz. Bunlar bir çözüm değil, ancak ben onları “kendi kendinin ilacı olma” olarak isimlendiriyorum. Paylaşım ekonomisinin her bir yerel örneğini, araba almak zorunda değilsiniz ve komşularınızla paylaşabiliyorsunuz, her yerde görebiliyoruz; ama sistem olarak kapitalizmin yarattığı krizi aşmaya yetmiyor.

Peki kapitalizme alternatif bir sistemin yükseldiğini düşünüyor musunuz?

Hayır, düşünmüyorum. Kimsenin böyle bir gücü görme yeteneğinin olduğunu da düşünmüyorum. Şu anki durumu tanımlayacak en iyi ifade “niteliksel ve niceliksel olarak sosyal demokrasinin düşüşü” olacaktır. Bir karşı hareket olarak sosyalistler olsun, sosyal demokrasi ya da işçi partileri olsun; genelde sosyal demokrasi gözden kayboldu. İktidardaki merkez ya da merkez sağ partilerinden görünür bir farkları kalmadı. Soğuk Savaş ve Soğuk Savaş’ın bitişinde sosyal demokrasi, sosyal adaletin demokrasiyle sağlanacağını göstermesi açısından önemli bir rol oynadı. Ama ne zaman ki sistemsel çelişkiler ortadan kalktı ve böyle bir durumu vurgulamanın gereği kalmadı, sosyal demokrasiye ihtiyaç kalmadı. İngiltere’de “Üçüncü Yol”, Almanya’da sosyal demokrasinin gelişimine ya da Fransa’ya, İspanya’ya bakarsanız, toplumun temelinde bir yerinin olmadığını görürsünüz.

Avrupa’da Podemos ve Syriza gibi radikal solun yükseldiğini gördüğümüz gibi sağ politika da güç kazanıyor. Sizce Avrupa’da hangisi galip gelecektir?

Avrupa tamamen siyasetten arınmış bir yer. Avrupa Komisyonu’na baktığımızda kimse diğerinin hangi partiden olduğunu bilmez. Tarım ya da eczacılığın gelişmesi gibi tek bir amaç uğruna konsantre olan bir teknokrasiden, rakabeti ve piyasaları geliştirmeyi amaçlayan kişilerin bulunduğu sol ve sağ dışında oluşmuş bir alandan bahsedebiliriz. Sol ve sağ kategorilerinin anlamsız olduğu ve görünür olmadığı bir siyaset. Piyasaya karşı sosyal adaletten bahseden bazı yayınlar ise bu süreçte marjinalize oluyor. Avrupa’da sürecin piyasa yapıcı ya da piyasayı kısıtlayıcı unsurlardan oluştuğunu görüyoruz. Piyasa yapıcı güçler üste çıkarken, kısıtlayıcılar görünmez oluyor.

Avrupa seviyesinde politika bu görünüme sahipken uluslar nezdinde yükselen milliyetçiliğin etkisi sizce ne olacak?

Avrupa’da yeni çatlak olarak sol ve sağı değil ancak bir tarafta sağcı popülizm görünümünde milliyetçilik ile diğer tarafta Avrupa enternasyonalizmini görebiliyoruz. Çoğu ülkede Avrupa ekonomisinin açık piyasa kurallarına uyum sağlayamayacaklarına dair bir inanç var. Çoğu insan yanlış olarak ya da doğru olarak, büyük ihtimalle yanlış olarak, küreselleşmesinin mikro düzeyde Avrupa cephesinde yaşanmasının kendilerini tehdit etmesinden korkuyor, ya da korkuyor gibi gözüküyor. Bu insanlar sol cephede artık sosyal demokrasiye inanmazken istenmeyen işçiler, mallar ya da yatırım gibi istenmeyen şeylerin dışarıda tutulması için ulusal sınırların çitlerle güçlendirilmesi gerektiğini düşünüyor. Sınırların sosyal korumacılığı sağlaması gerekirken Brüksel’e karşı sınırların asıl ayrım olduğunu düşünüyorlar. AB, hem özel hem de kamu yatırımı azalırken büyümeyi nasıl hızlandıracağını bilmiyor. Paranız varsa bir şeyler üretmek için makine almıyorsunuz, tahvil satın alıyorsunuz; ancak bu şekilde az da olsa kazanabiliyorsunuz. Kamu altyapısı devlet bütçesiyle ödenmek zorunda kalıyor, kemer sıkma politikaları ise Brüksel tarafından baskılanıyor. Yatırımı teşvik etmek için gerekli olan finansal araçlar çok sınırlı. Ulusal hükümetler ise vergileri bu şekilde harcamak konusunda isteksiz.

Bütün bunlar mı Brexit’e sebep oldu?

Brexit bir kaza. “Ayrılalım” diyenlerin yüzde 7’si oyu vermesinin hemen ertesi günü yaptıkları açıklamada pişman olduklarını söyledi. Bu olayın sonuçlarının ne olacağı tamamen bilinmiyor. AB, İngilizlere karşı yumuşak davranmanın bedelini ödeyemez. Çünkü bu, diğerlerinin de aynı şeyi yapabileceğini gösterir. AB, cezalandırıcı olmayacak ama İngiltere Başbakanı’nın da söylediği gibi “Brexit’in Brexit olması” konusunda katı olacak. “İngilizler yapabilirse biz de yapabiliriz” diyen olursa bu çok tehlikeli bir örnek olur.

Yukarı

Business HT×