BIST 100 93.697 % 0,09
USD/TRY 5,3339 % -0,03
EUR/TRY 6,0923 % -0,15
Piyasalar
93.719
% 0,11
5,3337
% -0,02
6,0919
% -0,16
1,1416
% 0,10
20,19
0,00
1.220,02
% -0,27
67,39
% 0,94
En son haberlerden haberin olsun istemez misin?

CHP'den yeni ekonomi düzenlemelerine 5 eleştiri

CHP Ekonomi Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Selin Sayek Böke, son ekonomik gelişmeleri değerlendirdi

CHP'den yeni ekonomi düzenlemelerine 5 eleştiri
23 09 2016, 07:05

CHP Ekonomi Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Selin Sayek Böke, hükümetin son ekonomik kararlarına ilişkin yaptığı açıklamada "Üretmeden-tüket” sarmalına ince ayar tutmaz" dedi.

Selin Sayek Böke'nin yeni politikalarla ilgili 5 temel eleştirisi var:

1) BORÇLANARAK TÜKETİM SAĞLANIYOR

"Hükümetin ekonomide çığ gibi büyüyen ve vatandaşı nefes alamaz hale getiren kredi kartı borçları ve tüketici kredileriyle ilgili kararı, ekonomide yaşanan temel sorunların bir kez daha “günü kurtarma” telaşıyla bir kenara bırakıldığını gösterdi. Türkiye, yıllardır tüketim merkezli yürütülen ekonomi politikaları nedeniyle “borçlandır-ertele” sarmalını yaşıyor. Bir kez daha üretmedik, borçlandık, şimdi de bir kez daha hem genel ekonomide hem de vatandaşın ekonomisinde görülen tıkanmaya “ince ayar” konuşuyoruz. Vatandaşını borçlanmadan tüketecek bir gelire kavuşturma derdi olmayan AKP’nin, yine tüketime kredi kartları, taksitler ve krediler üzerinden ayar vermeyi düşünmüş olmasına şaşırmıyoruz.

2) CARİ AÇIK ARTIYOR

Bütüncüllüğü olan, tüm Türkiye için bir kalkınma hedefi ortaya koyan bir ekonomi vizyonu cari açık yaratmadan büyüme hedefini gerçekleştirebilir. Tüketimin sürdürülebilir bir şekilde sağlanabilmesi için ön koşul sürdürülebilir ve asgari yaşamı mümkün kılan gelirler yaratan bir ekonomik düzendir. AKP bunu beceremediği için ekonomi politikalarında bir sarmala hapsolmuş durumda. Bu durum sonucunda vatandaşımızın da ekonomi sorunları bir sarmal halinde büyüyor. AKP’nin ekonomi politikasından anladığı durumun tüketim ayağının özeti şu: ekonomi yavaşlamışsa taksitleri arttıralım, kredi kartı kurallarını gevşetelim, vatandaşı borçlandıralım ki tüketim yoluyla ekonomi canlansın. Ama ekonominin yıllardır birikmiş sorunları çözülmediği için artan gelirle değil, borçla kamçılanan tüketim sonunda cari açık olarak tekrar karşımıza çıkıyor. Finansal piyasalar artan cari açıkla ilgili Türkiye’nin kırılganlığına vurgu yapmaya başlayınca bu sefer AKP politikalarında sarmalın ikinci evresine geçiliyor: taksitler azaltılıyor, kredilere erişim zorlaştırılıyor, borç alanın borcu ödemesi zorlaşıyor.

3) ÇÖZÜMLER KISA VADELİ

Oysa bu sarmaldan çıkış mümkün. Türkiye’nin müthiş bir potansiyeli var. Coğrafi konumu ve genç nüfusu bu potansiyelin en temel unsurları. Bu konumu tüm Türkiye için bir fırsata çevirecek, gençlerine eğitimle, özgür ve bilim üretilebilen üniversitelerle yapılacak yatırımları önceleyen bir ekonomi politikası iradesini ortaya koyacak bir yönetimle bu ince ayarlara hiç gerek kalmadan Türkiye büyüyebilir, tüketebilir ve kalkınabilir. Artık bu kalkınma hamlesini AKP’nin sağlayamadığı ve sağlayamayacağı gün gibi ortada. AKP ekonomide de hiçbir sorunu temelden çözmeyi hedeflemiyor. Günlük çözümlerle gidebildiği kadar gitmeyi “günü kurtarmayı” yeterli görüyor.

4) GELİR ARTIRIMI GEREKLİ

Türkiye’de bir “borçluluk” sorunu olduğu açık. Borçluluk sorunuyla birlikte gelir dağılımında bozulma, yoksullukta artış ve yoksullukla birlikte borçlanmada yaşanan daha fazla artış, Türkiye için bir sarmala dönüştü. Türkiye’de vatandaşların yüzde 68’inin, konut hariç kredi borcu ve taksit ödemesi bulunuyor. Bunlara konut borcu olanları da dahil edersek, ülke olarak topluca borç içinde yaşadığımız ortaya çıkıyor. Maddi yoksunluk oranı yüzde 30’a ulaşmış durumda. Bu veriler durumun ciddiyetini ortaya koyması bakımından dikkat çekicidir. Sorunların gerçek çözümü, borçları öteleyerek değil, gelir yaratarak, vatandaşa, borçlanmadan harcama olanağı yaratarak sağlanabilir.

5) ULUSLARARASI YATIRIMLAR ÇAKILDI

Bu durumu ortadan kaldıracak, vatandaşların kazanıp harcayabilmelerini, borçlanmadan yaşayabilmelerini sağlayacak bir ekonomi için ısrarla “üretim” diyoruz. Üretim için önce yatırımların hareketlendirilmesi gerek. Oysa 2011 yılından bu yana Türkiye’de yatırımların Milli Gelir içindeki payı yerinde sayıyor. Dahası, Hükümetin “yabancı yatırımlar için cazibe merkezi olacak” dediği Türkiye’de, uluslararası doğrudan yatırımlar önceki gün açıklanan resmi verilere göre, çakılmış durumda. Türkiye'ye uluslararası net doğrudan yatırım girişi, bu yılın ilk 7 ayında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 54,2 azaldı. Geçen yılın aynı döneminde 10.5 milyar dolar olan yatırım tutarı 4.8 milyar dolara indi. Öte yandan Temmuz ayında uluslararası net doğrudan yatırım girişi yüzde 79 oranında azaldı. 

Türkiye ekonomisinin son dönem makro göstergeleri, durumun giderek kötüleştiğini ortaya koyuyor. Düşen büyüme oranları, artan işsizlik, kapanan şirket sayılarındaki artış ve diğer yaşamsal göstergeler, uluslararası doğrudan yatırım verileriyle de olumsuz yönde destekleniyor. Bir süredir giderek  Türkiye’den uzaklaşan uluslararası doğrudan yatırım, Temmuz ayı verisinin ortaya koyduğu fotoğrafla, Türkiye’den vazgeçmiş görünüyor. Bu Türkiye’nin dış politikadaki hatalarının ardından, ekonomi yönetiminde yapılan hataların bir sonucudur. Ekonomide de ısrar edilen hatalar Türkiye’yi daha da yalnızlaştırıyor. CHP olarak, “yatırım iklimini” bozmayın derken, vurguladığımız da buydu. Yatırım iklimi, demokrasinin evrensel ilkelerinden vazgeçmemekle, hukukun üstünlüğü ve şeffaf yönetimlerle oluşturulur.”

Yukarı

Business HT×