PİYASALAR

Başrol oyuncusu olarak siyaset

Piyasalar iki lokal iki de küresel politik fiyatlama ile karşı karşıya

Bütçeli filmlerin ortak özelliğidir; başrol oyuncusu her zaman çok bilindik olmalıdır. Olmalıdır ki filmi sürüklesin. Yok eğer kadro meşhur değilse senaryonun özgün olması gerekir. Özgün ve etkileyici. Aksi takdirde bir yatırım olarak filmin geri dönüşü gişede olmaz ve bu da yapımcının ileriki iştahı için kötü haberdir.

Siyaset bunlardan herhangi biri olabilir. Kim zaman harika bir senaryo ile gelir ve piyasaları bu rüzgar alır götürür. Baş rolde olduğu zamanlar ise genellikle diğer işler ikincil konuma düşerler. Tüm diğer önemli işler 'diğer' grubuna düşünce yatırımlar aksar, güven yalpalar ve kimi zaman yapısal kimi zaman ise döngüsel zararlar kalır geride. Şimdilerde böylesi günlerden geçtiğimizi küçük bir haber derlemesinden anlamak mümkün.

6 hafta içinde Brexit (İngiltere'nin AB'den çıkışı) oylayacak İngilizler gergin. Brezilya'da Rousseff'in görevinden azli onaylandı. Ülkenin siyasi geleceği belirsiz görünüyor. Türkiye'de kabine değişecek, politik gündem yine manşetleri süslüyor. ABD'de başkanlık seçimi artık son düzlüğe doğru koşuyor. Çıkacak sonuç piyasalar için en iyi olacak mı ciddi şüphelerim var.

Örnekleri çoğaltmak mümkün ancak ben bu risk evreninde kalmak taraftarıyım. Yoksa Avusturya'da başbakan istifası, Avustralya'da erken seçimler ve İspanya'da tekrarlanacak seçimler gibi çoğaltılabilecek örnekler mevcut. Politik riskin yapısına baktığımızda homojen olmadığını görüyoruz. Sözgelimi Fed'in faiz artışı tek başına birçok varlık sınıfına etki etme potansiyeli taşıyor ancak buradaki başlıkları genellikle kendi içinde değerlendirmek gerekebilir. Brezilya ya da Türkiye buna birer örnekler.

Doğan riskleri ve piyasa tepkilerini kısaca bir araya getirelim. Brexit'e 'evet' denmesi halinde İngiltere ekonomisinin bundan büyük zarar göreceği, sterlinin sert şekilde gerileyeceği bizzat ülkenin kendi merkez bankasının tahminleri Fed tarafından küresel riskler içinde sayılan faktörlerden aynı zamanda.

ABD seçimleri henüz bir muamma. Trump'un ABD Başkanı olması riskine hazır olan bir ekonomik birim yok. Meksika sınırına duvardan Müslümanlara yönelik ithamlarına, Çin düşmanlığından korumacı politikalarına kadar birçok alan henüz gri. Fed Başkanı Yellen'i değiştireceği açıklaması gibi ekstralar da cabası. Clinton'un ise ortaya koyduğu ekonomik perspektif henüz muğlaklığını koruyor. ABD başkan adaylarının olası ekonomi reçetelerini başka bir yazıda tartışmak üzere geri plana itiyorum.

Brezilya'daki değişimin ne getireceği belirsiz. Rousseff'ten daha kötüsü olamayacağını düşünen piyasa mekanik işleyişinde haklı olabilir ancak sorular ve sorunlar muhtelif. Örneğin, kendisini -yolsuzluktan değil- görevi kötüye kullanmaktan azledenlerin önemli bölümü hakkında yolsuzluk dosyaları var. Dilma'nın yerine gelen yeni başkan Temer de bu grubun içinde. Böylesi bir siyasi evrende istikrar oldukça güç görünüyor.

Diğer yandan Türkiye'de ise parlamenter sistem mi başkanlık sistemi mi tartışmaları sürüyor. İktidar partisinde bu konuda çatlaktan sızan fikir ayrılığı sonrasında Başbakan'ın istifası geldi ve şimdilerde yeni kabine bekleniyor. Gelecek hafta sonu yeni Ak Parti Genel Başkanını görecek olsak da yatırımcılar bu süreyi satışlarla geçirdiler. Bugün gelen datadan 6 Mayıs ile biten haftada bono ve borsadan toplamda 480 milyon dolar civarında net yabancı çıkışı olduğunu öğrendik. Yatırımcılar 'önce sat sonra sorgula' kuralını işlettiler. Bundan sonrasını politik gelişmeler ve yeni kabine belirleyecek.

Görüldüğü üzere, iki lokal ve iki küresel politik fiyatlama ile karşı karşıyayız. Gelişleri ve özleri itibariyle birbirlerinden farklı ancak yatırımcı davranışı açısından benzer reaksiyonlara yol açan gelişmeler. Üstelik aynı yönden geliyorlar; siyaset yönünden. Peki bunlar içinden ortaklaşa bir tema bulup tepki vermek mümkün mü? Öyle görünüyor ki pek de değil. Sebebi kimilerinin lokal olmaları, diğerleri ise küresel boyutta etki edebilirler. Bir diğer sebep ise fiyatlamaya farklı noktalardan başlamış olmaları. Mesela Brezilya, öyle uzun süredir işlerin kötüleşeceğini fiyatlıyor ki seçilmiş liderin gidişine dahi parti ile cevap veriyor varlık fiyatları. ABD'yi ele alalım. Trump ikili arasında düzenlenen hayali anketlerde arayı kapatıyor. Hayali çünkü ikisi de resmi olarak partilerinin adayları değiller. Oysa başta da vurguladığım gibi piyasa hazır değil ve borsa rekora gidiyor.

Ortaklaşa bir tema yoksa devreye lokal ekspertiz girer. Ayrılar ayrı fiyatlanır ancak kimi altın kurallar her zaman için yatırımcının dostudur. Siyasette 'kesin' yoktur. Çok güvenilen bir fiyatlamanın geri dönüşü keskin olabilir. Partiler kazanana, liderler seçilene kadar her sonuç muhtemeldir. Böylesi zamanlarda koruma almak ucuzsa pişman olmasınız. Kur riskiniz varsa koruma alırsanız pişman olmasınız. Volatiliteye maruz kaldığınızda zarar edecekseniz koruma almalısınız. Reel sektör için de finansal piyasalar için de öngörmesi en zor zamanlar. Bu yüzden, baş rolde politika varsa hiç kimse arkasına yaslanıp patlamış mısırını yiyemez.