BIST 100 93.099 % -0,64
USD/TRY 5,2940 % -0,31
EUR/TRY 6,0447 % -0,30
Piyasalar
93.082
% -0,66
5,2931
% -0,32
6,0446
% -0,30
1,1413
% 0,22
20,24
0,00
1.246,95
% -0,19
61,92
% 0,41
En son haberlerden haberin olsun istemez misin?

Yerli oto aşkı

Türklerin 1960'larda "Devrim" arabasıyla başlayan yerli otomobil hayalinin bugün gerçekleşmesi ne kadar mümkün?

Devrim'den bu yana Türklerin yerli oto aşkı: Yerli oto yersiz mi?
UĞUR BATI* 25 08 2015, 17:29

“Devrim otomobili” projesiyle başlayalım, konuyu bugüne bağlayalım istedik.

Türklerin, dünyaya bir meydan okuma hikâyesidir Devrim arabasının serüveni…Tüm ülkede üniversiteden, basına; bir avuç sanayiciden politikacıya, sesi duyulabilen kimse ne otomobil ne de motor yapılabileceğine inanır, özel sohbetlerde, röportajlarda, film gösterili konferanslarda bu görüş vurgulanır. Ve inanın bu hayal hâlâ sonlanmamıştır. Bu bir nevi “Türk’ün otomobil ile imtihanıdır.”

Tarihler 1961’i gösteriyordur. Türkiye sıkıntılı bir dönemin ardından yeniden yapılanmaya çalışmaktadır. İhtilal sonrası dönemde bir söylenti ortalıkta dolaşır; “Türkler araba yapamaz”. İşte ilk Türk yapımı Devrim arabasının öyküsü burada başlıyor.

Şöyle ki, Tarih 15 Mayıs 1961, Devlet Başkanı Cemal Gürsel, Otomobil Endüstrisi Kongresi’nin açılış konuşmasında, “Türkiye’de otomobil yapılamaz diyorlar. Bu tamamıyla kara bir düşüncenin mahsulüdür” der. Kongrenin ardından 22 Nisan 1961’de 18-1959 sayılı ve “çok gizli” damgasıyla Başbakanlık, Ulaştırma Bakanlığı’na bir yazı yazar: “Devlet Demiryollarımızın teknik imkânlarının müsait ve mükemmel olması nedeniyle milli ekonomide mühim bir yer işgal edecek olan otomobil imalatı sanayiinin kurulmasına liderlik etmesini uygun görmekteyim.” 

Dönemin iktidarı, 16 Haziran günü Devlet Demiryolları Fabrikaları ve Cer Dairelerinin yönetici ve mühendislerinden 20 tanesini toplantıya çağırıyor. Amaç ise, “Türkler araba yapamaz” kanısını ortadan kaldırmaktır.

Bu otomobilin üretiminde rahmetli Necmettin Erbakan’ın büyük payı vardı. Erbakan’ın 1956 yılında kurduğu Gümüş Motor Fabrikası’nda 850 işçi çalışmakta idi. %100 yerli olan 5000 dizel motoru yıllık üretimdeydi. Erbakan 1963 yılma kadar üniversiteden izinle ayrılmış fabrikanın genel müdürlük ve idare meclisi reisliğini devam ettirmekte idi. Bu genç bilim adamı her şeye rağmen Gümüş Motor’un devam etmesini, hatta Gümüş Motor’un yerli araba üretmesini istiyordu.

1960 yılında, Ankara’da yapılan Sanayi kongresinde konuşan İstanbul Teknik Üniversitesi Motor Kürsüsü öğretim üyesi Prof. Dr. Necmettin Erbakan Türkiye’nin kendi otomobilini yapabileceği fikrini ortaya attı. Bunun üzerine zamanın ihtilalcileri de Eskişehir Demiryolları CER Fabrikası’nı Erbakan’ın emrine verirler. Buradaki Türk mühendis ve işçilerle el ele veren Erbakan, Türkiye’nin ilk ve tek “Devrim” adlı yerli otomobilini yapan kişilerdendi aslında.

Zaten olan inanılmazın gerçekleşmesiydi. Otomobil, 28 Ekim 1961 sabahı Türkiye’de yapılan bir otomobil, kaportası pürüzsüz olmasa da, kendi tekerlekleri üzerinde ve yine Türkiye’de yapılan kendi motorunun gücüyle Büyük Millet Meclisi Binası önüne götürülerek Devlet Başkanı Cemal Gürsel Paşa’ya sunuldu.

29 Ekim 1961 günü ise Devrim, Cumhuriyet kutlamalarına katıldı. Dönemin Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel gelmeden tüm hazırlıkları tamamlanan Devrim’in bir tek benzini unutulmuştu. Aslında unutulmamıştı da “protokol ve güvenlik kuralları” bir türlü arabaya benzin konulmasına imkan vermemişti!

Cumhurbaşkanı Gürsel, benzini konulmayan arabanın ön koltuğuna oturdu. Araç meclisin bahçesinde tur atarken; herkes pek keyiflendi. Ne de olsa bu kendini kanıtlama savaşı ve bu savaş kazanılmıştı. Cemal Gürsel, bu arabayı Atatürk’ün de görmesini istedi ve Devrim’i Anıtkabir’e götürülmesi için talimat verdi. Ancak benzini unutulan araba henüz 100 metre ilerlemişken durdu. Devrim’in kıymetli yolcusu, şaşkın bakışlarla süzdü “devrimin itici gücünü”… Şoför “benzin bitti” diye boynunu bükünce, Cemal Gürsel durumu şöyle özetledi: “Batı kafasıyla otomobil yaparız, doğu kafasıyla ikmali unuturuz.” #pagebreak#

Şimdi ise onlarca yıldır tartışılan bir konu sonuna kadar alevlenmiş durumda: Türkiye’nin en az bir dünya markası yaratması gerekiyor. Bu bir otomobil markası olabilir mi? Bir yerli otomobil markası yaratabilir miyiz?

Cevap karışık: Otomobil üretebiliriz. Bu otomobil dünya markası olabilir mi? O işte fazlaca meşakkatli!

Neden mi? Anlatalım.

Yıl 2015. Dünyada rekabet almış başını gitmiş. Hele ki, otomotiv sektöründe. Bırakın yenisini yaratmayı, 100 yıllık dev otomotiv markaları bile kendilerini “sermayeler” satarak kurtulmaya çalışıyor. İngiliz prestij markası Jaguar ve Land Rover daha geçen yıllara Hintli Tata Motor’a satıldı! Ford ise, İsveç merkezli otomotiv markası Volvo'yu Çinlilere sattı. Ayrıca Chevrolet de aynı kadere maruz kaldı. Üstelik söyleyelim; Çin, “Çinli” otomotiv markası yaratma çabasında büyük yatırımlarla ağır aksak ilerlerken, yaptıkları bu satın almalarda ise son derece başarılı gidiyor.

Kabul etmek lazım; yıl 2015. Üretseniz de marka yaratıp, Pazar bulup, satmak çok zor. ‘Yerli marka’ yaratmak bugünkü koşullarda pek zor.. Bunun için gelişmiş Ar-Ge’nizin, çok paranızın (OSD rakamı 2 milyar dolar deniyor) üretim tecrübeniz olması gerekir. Daha da ilerisi; markalaşma ve pazarlama gücünüzün olması gerekir. Yani astarı yüzünden pahalı! Üstelik astar üretmeye devam edebileceğinizin de garantisi yok! 

Biliyorsunuz, yerli otomobil için birçok ‘babayiğit’ arandı! Çorum’dan çıktı dendi. Sonra bakıldı ki firma bir elektrikli dönüşümü yapıyor. Sonra sorular devam etti: Babayiğit çıktı mı? Yerli oto geliyor mu? "Prototip hazır, testler yapılıyor" dendi lakin ama kim, nerede, nasıl üretecek soruları öylecene bekliyor. Üretilebilir ama sorun o değil dediğimiz gibi. Nasıl ticarileştirip dünya markası haline getireceksiniz. Diğer türlü yaşama olanağı yok.

Netice olarak hep konuşulagelir, hep tartışılır... Hayaldir ya da ötesidir ancak kesinlik arz eden Türkiye olarak yerli otomobili üretip üretemeyeceğimizden önemlisi, bir Türk otomobil markası yaratıp yaratamayacağımız hususudur. Konunun doğru tartışma platformu budur. Otomobil gibi yüksek katılımlı bir ürün kategorisini, içinde benlik, kimlik, statü gibi sosyolojik unsurlar taşıyan bir ürün kategorisini sadece teknolojisini üreterek satamazsınız. Bu durumda şöyle bir sonuç yorumu çok işe yarar: Markalaştıramadığınız sürece üretmeniz ne işe yarar ki?

Rahmi Koç’a kulak verip bitirelim: “45 yıl önce hemen her şeyi ithal bir araba yaptık; adı Anadol olduğu için herkes yerli dedi. Şimdi hemen her şeyi yerli arabalar üretiliyor, markaları Ford, Renault veya Fiat olduğu için onlara “yabancı” deniyor. Bunların hangisi yerli hangisi yabancı Allah aşkına.” Koç’un belirttiği husus da bize konunun seyrini Henry Kissinger’in “Gerçeğin ne olduğu değil, gerçek olarak algılamanın ne olduğu önemlidir...” cümlesinde aramak gerektiğini hatırlatıyor. 

----

*Marka uzmanı  

Yukarı

Business HT×