BIST 100 90.529 % -0,94
USD/TRY 5,3751 % 0,67
EUR/TRY 6,0797 % -0,00
Piyasalar
90.529
% -0,94
5,3751
% 0,67
6,0797
% -0,00
1,1304
% -0,54
21,35
-0,21
1.237,55
% -0,12
60,44
% 0,27
En son haberlerden haberin olsun istemez misin?

Az bilinen yönleriyle Tarihçilerin Şeyhi Halil İnalcık

Türkiye, 100 yıllık tarihinin en kıymetli belleğini kaybetti. 11 üniversiteden fahri doktora unvanına sahip hocaların hocası Prof. Dr. Halil İnalcık, paha biçilmez bir arşiv ve nesillerdir yetiştirdiği tarihçileri bıraktı

Az bilinen yönleriyle Tarihçilerin Şeyhi Halil İnalcık
BUSINESSHT 27 07 2016, 17:07

100 yıl yaşamış olmak, monarşiye, cumhuriyete, dünya savaşlarına, insanların aya ilk kez ayak basışına, yıkılan imparatorluklara,  yeniden çizilen sınırlara ve çöken ekonomilere şahit olmak anlamına geliyor

Halil İnalcık olmak ise asırlık yaşamında hem bunlara şahit olmak, hem de 100 yılını, şahit olduklarını belgelemeye, sürekli akan tarihin en kıymetli belleği olmaya ve bu birikimi sonraki nesillere aktarmaya adamak anlamına geliyor.

Aralarında Profesör İlber Ortaylı'nın da bulunduğu birçok tarihçiyi yetiştiren 'hocaların hocası' olarak anılan ve çarşamba günü aramızdan ayrılan tarihçi Halil İnalcık, 26 Mayıs 1916’da İstanbul’da dünyaya geldiğinde Sultan Vahideddin tahttaydı ve Britanya ile Fransa'nın Osmanlı Devleti'nin Orta Doğu'daki topraklarını paylaştığı Sykes-Picot Anlaşması imzalanalı 10 gün olmuştu.

81 YILLIK FAKÜLTENİN İLK MEZUNU

Çocukluğu savaş yıllarında geçen İnalcık, 1924'te ailesiyle birlikte Ankara’ya yerleşti ve ilkokulu burada bitirdi. Sonraki eğitim hayatı da Sivas ve Balıkesir'de devam etti.

 

1935’de Balıkesir Öğretmen Okulu'ndan mezun olduktan sonra, üniversiteye Atatürk’ün tarih tezini bilimsel temellere dayandırmak için kurduğu Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’ne başladı. İnalcık, bu fakültenin ilk mezunlarından oldu.

11 ÜNİVERSİTEDEN FAHRİ DOKTORA

Ünlü tarihçi Murat Bardakçı, Habertürk için kaleme aldığı yazısında eski diller üzerine çalışmayı ümit eden İnalcık'ın tarih bölümüne başlamasını hocaların hocasının ağzından şöyle anlattı:

“Aslında tarihçi değil edebiyatçı olmak istiyordum ama üniversitede tek bir kadro, tarih asistanlığı kadrosu mevcuttu ve benim de o kadroya ihtiyacım vardı.”

Bu "ihtiyaç" İnalcık'a 1942 yılında "Tanzimat ve Bulgar Meselesi" adlı doktora tezini, Viyana'da doçentliği ve 1972'de Chicago Üniversitesi Tarih Bölümü'nde "Osmanlı Tarihi Üniversite Profesörlüğü"nü getirdi.

İnalcık'ın Boğaziçi, Koç, Selçuk, Uludağ, Balıkesir, Trakya, Eskişehir Osmangazi üniversiteleri ile Atina, Kudüs İbranî, Bükreş, Sofya ve Manas üniversitelerinden de fahri doktora unvanı bulunuyor.

BİR DÜNYA ÜNİVERSİTESİNİN TARİH BÖLÜMÜNÜ KURDU

1986'da Chicago Üniversitesi'nden emekli olan büyük tarihçi, 1990–1992 arasında Harvard ve Princeton Üniversitelerinde misafir profesör olarak görev yaptı ancak gönlü Türkiye'ye kesin dönüş yapmaktan yanaydı:

“Taş yerinde ağırdır, derler Amerika’da da tanınıyorum, orada daha iyi bir vaziyetteyim ama Türkiye’de karşılaştığım iyi kabul beni daha çok mutlu ediyor. Türkiye’ye gelmekten memnunum, hayatımda iyi kararlar verdim.”

Bu kararın ardından İnalcık, yükseköğretim derecelendirme kuruluşu Times Higher Education'ın en iyi dünya üniversiteleri sıralamasında yer alan Bilkent Üniversitesi'nin Tarih Bölümü'nü 1993 yılında kurdu ve bu bölümde 23 yıl ders verdi.

İnalcık'ın ölümünün ardından Anadolu Ajansı'na konuşan Bilkent Üniversitesi Rektörü Prof. Abdullah Atalar, ünlü tarih profesörünün ABD'de yıllarca biriktirdiği kitapları da üniversiteye bağışladığını söyledi:

"Üniversitemizde Halil İnalcık Kütüphanesi bulunuyor. Kütüphanede, uzun hayatı boyunca topladığı, biriktirdiği, çok önem verdiği ve aslında ileriki yıllarda birçok araştırmacıya destek olacak çok önemli kitaplar var."

ALTI YABANCI DİL BİLİYORDU

Tarihçilerin "Şeyhü'l-Müverrihin (Tarihçilerin Şeyhi)" olarak adlandırdığı İnalcık'ın 72 eseri ve sayısız makalesi bulunuyor. Bu eserlerin çoğunu 80 yaşından sonra kaleme aldı. Eserleri, Çinceye, Rusçaya, Lehçeye, Arapçaya, Yunancaya, Bulgarcaya, Romenceye, Sırpçaya, Hırvatçaya, Farsçaya çevrildi.

İngilizce öğrenmek için İngiltere'ye ilk kez 1949'da giden İnalcık ise, 100'ncü yaşına geldiğinde İtalyanca ve Almanca dâhil altı dil biliyordu. Bir röportajında ”Hocam kaç dil biliyorsunuz?” sorusuna şu yanıtı verdi:

"Madem sordunuz söyleyeyim, ben Fransızca ile başladım. Fransızcam çok iyiydi. Fransızca’dan sonra, üniversite bittikten sonra İngilizce öğrendim. İngiltere’de bir buçuk sene kaldım. Ondan sonra doçent iken Farsça’yı öğrendim. Farsçam iyidir, yani o ağır Farsça metinleri okuyup anlayabilirim. Arapça için ben Beyrut’ta 6 ay kaldım, orada Filistinli genç bir mülteci ile beraber 6 ay Arapça tahsil ettim.”

100 YIL YAŞAMANIN SIRRI

100'ncü yaş gününde CNN Türk'ten Mirgün Cabas'ın "Her Şey" programına katılan İnalcık, bir asır yaşamanın sırlarını şu sözlerle anlatmıştı:

"Öncelikle uzun ömrün genlere bağlı olduğunu düşünüyorum. Ancak hayat tarzı ve insanın kendisine bir hedef olarak seçtiği konu ya da meslek, insanın ömrünü uzatabilir veya kısaltabilir. İnsan, uzun ömür için kendine bir hayat gayesi, sevgisi koymalı ve ömrünü onun için harcamalı. Perişan bir hayat, yok olmaya götüren bir hâldir. Ben kendi kendime daha 15 yaşındayken büyük bir hedef seçtim. Tarihin gördüğü en büyük imparatorluklardan Osmanlı İmparatorluğu'nun tarihinin bozulduğunu, yanlış aksettirildiğini ve yanlış öğretildiğini gördüm. Osmanlı İmparatorluğu'nun hayatını itiraz kabul etmeyen belgelere göre gerçek bir tarih olarak tasvir etmeyi daha 15 yaşımda hedef edindim."

12 Eylül 2015'te Hürriyet'ten Güliz Arslan'a konuşan İnalcık, "Bir şeye âşık oldunuz mu her şeyi unutuyorsunuz" diyerek ne kadar mutlu bir insan olduğunu şu sözlerle ifade etmişti:

"Ben mutlu bir insanım. 15 yaşında kendime bir hedef koydum. Ona eriştim. Dağa çıkmak gibiydi; zirveye ulaştım, şimdi oradan bağırıyorum, herkes beni dinliyor"

ATATÜRK'LE TANIŞMASI

15 yaşında hayatını değiştirecek kararı almadan önce Halil İnalcık, tarihle ilgili ilk ciddi imtihanını Atatürk karşısında verdi. Ünlü tarihçi, TRT Avaz'da katıldığı bir programda o günü şöyle anlattı:

"Atatürk, o dönem Türk Tarih Cemiyeti'ne hazırlattığı dört ciltlik tarih kitabının okullarda okutulmasını istiyordu. Çok önem verdiği bu proje için mektepleri sık sık ziyaret ederek, tarih derslerine giriyor ve kitapların nasıl okutulduğunu kontrol ediyordu. Bizim mektebimiz yakın olduğu için, bir gün çiftliğe giderken (Atatürk Orman Çiftliği) okulumuza geldi. Bizim sınıfta o an hoca yoktu. Tarih hocamız Hamdi Nazım Bey, yan sınıfta ders veriyordu. Biz de coğrafya dersine hazırlık yapıyorduk. Benim önümde Orta Doğu haritası vardı ve onu çiziyordum. Daha sonra birdenbire Atatürk, sınıfa girdi. Ben de en önde oturuyordum. Ata, doğrudan benim önüme geldi. Tatlı bir ifadeyle parmağını Medine üzerine koydu. "Neresi burası?" dedi. "Yesrip" dedim. Medine'nin eski adı Yesrip'ti, kitaplarda öyle yer alıyordu. "Başka adı ne?" diye sordu. "Medînetü'n Nebi" cevabını verdim. Güldü ve "Medine değil mi?" dedi.  Gayet mütebessim ve babacan bir yaklaşımı vardı. Ondan sonra Arabistan yarımadasını göstererek "Bu nasıl bir memleket?" dedi. Hamdi Nazım Bey bize o bölgeyi "Arabistan yarımadası bir tepsiye benzer. Etrafı dağlık, ortası düz ve çöl" diyerek tasvir etmişti. Ben de Atatürk'e "Efendim bir tepsiye benzer" diye cevap verince gülümsedi. Sonra hocamızın bize anlattıklarını kendisine anlattım. Daha sonrasında Kızıldeniz'in üzerine parmağını koyarak "Bu denizin adı ne?" diye sordu. Ben yine eski ismi "Bahr-i Ahmer"i söyleyince gülümsedi ve "Kızıldeniz değil mi?" diye sordu. Türkçe ismini söyletmek istiyordu. Hafif tebessümle beni imtihan ediyordu ve panik hâlindeydim."

Cambridge Uluslararası Biyografi Merkezi'nin dünyada sosyal bilimler alanında sayılı 2000 bilim adamı arasında gösterdiği Halil İnalcık, bir süredir zatürree teşhisiyle tedavi gördüğü Ankara'da hayata gözlerini yumarken ardında Türkiye'nin 100 yıllık tarihine tutulmuş en canlı ışığı, paha biçilmez bir arşivi ve  nesillerce yetiştirdiği tarihçileri bıraktı.

Bu tarihçilerin en önemlilerinden İlber Ortaylı, hocasının ardından "Halil İnalcık bir müessesedir bir kurumdur" açıklaması yaparken Murat Bardakçı bugünkü yazısını tamamladığı cümlesi kaybımızın ne kadar büyük olduğunu özetler nitelikteydi:

"'Âlimin ölümü, âlemin ölümü gibidir!' derler... Halil Hoca’nın ardından maalesef bir âlem göçtü!"

Yukarı

Business HT×